ÜLKENİN en önemli meselelerinden biridir.
Herkes şikayet eder.
Herkes tedbir alır.
Ama nedense gelen gideni aratır dense de…
Asıl mesele sürekli kalanlardadır.
Devletin nimetlerinden istifadeyi en güzel;
‘Devletin malı deniz, yemeyen domuz’ sözleriyle tanımlandığını biliyoruz.
Yeter ki bir sandalye kapmayın.
Yeter ki bir makamla buluşmayın.
Düzeni kurmuşsanız…
Soysuzluk orduları iş başındaysa…
Başınıza gelen irade, çaresin kılınıp yalnızlığa bırakıldıysa…
Artık işlerin devam etmesinde…
Yoz düzenin ve yolsuzlukların devam etmesinin önünde bir engel yoktur.
Zira hırsızlık mal, mülk ve servet edinmenin en kolay yoludur.
Çalarsın…
Çaldırırsın…
Nazlananların ağzına bir parmak bal çalarsın, düzen devam eder.
Bunları bilen ve önlemek için gelenlere de bir müddet sonra pes etmek düşer.
Bir yerel isimden dilmedim hırsızlık hikayelerini…
Etrafım hırsız dolu, diyor.
Önceden yerleşmişler.
Kök salmışlar.
Benden önceki efendilerinin emrinde hüküm ve keyif sürmeye dalmışlar.
Hırsızlık hikayeleri okuyorum artık.
Kitaplardan, hırsızlıkla baş etmenin yolunu öğrenmeye çalışıyorum.
Öyle ki,
Atık öyle bir noktaya geldik ki;
Beni, kurumumu denetlemeye gelenlere;
‘Buna hiç gerek yok. Oturduğum masa hırsızlık masası.
Mücadele ediyorum ama şaşırdım kaldım’ diyor.
Kiminle konuştuğumu söylemeyeceğim elbette.
Ama hayatı mücadele ile geçmiş biri bu çaresizliğin pençesindeyse vay gelmiş bu memleketin haline…
Her tarafa çökmüş hırsızlık soyu.
Kokuşmuşluk desen, diz boyu!
Yorumlar
Kalan Karakter: