2021 yılı temmuz ayında bir hırsızlık vakası yaşadık.
Hamileliği nedeniyle homeoffice çalışan gelinim bilgisayarın başından mutfağa gitmek üzere yerinden kalkınca balkon kapısının hemen önünde yüzü maskeli, ellerinde eldiven olan genç bir şahısla karşılaşıyor.
‘Sen ne yapıyorsun burada?’ diye çıkışarak ilk tepkisini vermesinden sonra o genç delikanlı arkasına bile bakmadan geldiği gibi bahçe duvarından atlayarak kaçıyor.
Bahçeye girme çalışması, demir kapıyı içerden dışarıdan zorlayarak açma girişimi, sonrası demir kapının üzerinden atlayarak binaya ve kapısı hafif aralık olan balkon kapısına yönelmesi, sonrasında yine geldiği yerden atlayarak kaçışının tüm görüntüleri kamera sisteminde kayıtlı.
Bizde olayın hemen akabinde emniyeti arayarak durumu bildirdik ve olayı incelemelerini rica ettik.
O günlerde gerek Emniyet Müdürümüz Dr. Ömer Urhal, gerek Atakum İlçe Emniyet Müdürümüz defalarca gelerek gerekli incelemeyi yaptılar.
Tutanaklar tutuldu.
İfadeler alındı.
İşte bu işlem sırasında aynı şahsın bizden 150 metre yukarıda yine bahçe içindeki müstakil evinde ikamet eden bir doktorumuzun evine, kazma ile camı kırarak girmeye çalıştığı ama odada oturmakta olan küçük çocuğu gördüğünde kaçtığını söylediler.
Dolayısıyla kamera görüntülerinden teşhis edilen şahsın ne ilk vakasıydı bu ne de son olacaktı.
Aradan 1.5 yıl geçti ben neredeyse olayı unutmuştum bile…
Ama gelinin dün Samsun Asliye Ceza Mahkemesi’nde duruşmaya davet edildiğini söyleyince onunla beraber adliyeye, ilgili Asliye Ceza Mahkemesi’ne gittim.
Genç bir hakim ve savcı var mahkemede…
Yıllarca bilirkişilik yapmış olmama rağmen oldum olası mahkeme ortamını sevmem.
Allah’tan mahkemenin müşaviri beni tanıdı, biraz sohbet edince mental olarak rahatladım.
Sonra ifade kısmına geçildi, gelinim sorulan sorulara;
‘Olayın gelişimi şöyle şöyle oldu ama yüzü örtülü şahsı görsem tanımam’ dedi,
Hakimin ‘Şikayetçi misin?’ sorusuna da ‘Evet’ diye cevap verdi.
Sonra çağdaş iletişimin getirisi olan görsel iletişim sistemiyle sanığın yattığı cezaevine bağlanıp, ifadesine başvuruldu, şahıs;
‘Ben oraya yakın bir mahallede oturduğum için telefon sinyali ile polis beni bulup, yakalayıp suçu benim üzerime yıktı, suçsuzum’ diye pazarlanmış ifadelerle kendini savundu.
Dahası da var;
Hakim soruyor;
Ne iş yaparsın?
Garsonum.
Yıllık gelirin ne kadar?
Yok!
Niye yok ben söyleyeyim;
Zahmetsiz bir kazancın var çünkü…
Hırsızsın...
Savcı kamera görüntüleri ile şahsın çok büyük benzerlikler sergilemesi ve daha önceki suç dosyalarının da göz önüne alınarak sanığın cezalandırılmasını talep ederken, hakim ‘seni beraat ediyorum’ diyerek sanığa bir nevi müjdeli haberi verdi.
Ne kadar kolay değil mi?
Polis günlerce uğraşacak.
Kamera görüntülerini çözecek.
Eldeki bulgularla birleştirecek.
Kimliğini ve uğraşını daha önce bildiği sanığı, yakalayarak dosyasını derleyip, toparlayıp savcılığa ulaştıracak.
Sonra ceza kanununu boşluklarına sığınarak bir savunma yapıp, serbest kalacak.
Benim hiç umurumda değil.
Ama bu tür olaylara günlerce yoğunlaşan, mesaisi harcayıp suçu şahısla eşleştirerek sonuca gidecek yolu açan polise yazık değil mi?
Onlar yakalasın, sen sal!
Sahi siz polis olsanız, bundan sonra bu tip olaylara nasıl yaklaşırdınız?
Yorumlar
Kalan Karakter: