HİÇBİR çekmedi bu millet, pandemiden çektiği kadar...
Özgürlüklerin ülkesinde esareti yaşadık.
Günlerce aşı bekledik.
Kuyruklara takıldık.
Bir değil, iki değil, dört kez kollarımızı sağlık personeline uzattık.
Çok kayıplar verdik.
İş hayatı değişti…
Günlük rutinler değişti…
Hayattan beklentilerimiz değişti.
Peçeli ET’ler gibi dolaştık sokaklarda…
Sonra mikrop mu bize alıştı, biz mi mikroba bilemem ama rutinlerimize dönüverdik.
Ara sıra hasta ve hastalık haberlerini duyuyorduk.
Herkes kendi gündemine döndüğü için çok aldırış etmiyordu.
Artık grip gibi bir hastalık deyip, duyumları da geçiştirdik derken bugünlerde yine hortladı hastalık söylemleri…
Bir kızamık salgını deniyor.
Ülkemize yerleşen aşısız mültecilerin çevreye yaydıkları ana söylemler arasında.
Pisliklerini, yüklerini çektiğimiz gibi hastalıklarını da çekmek zorundayız şimdi. Çok rahat ve hızlı bir şekilde bulaşan kızamık, solunum yolları ve temiz olmayan ortamlarda yayılıyor.
Bu nedenle kalabalık ortalarda maske kullanımına dikkat etmemiz gerekiyor. Sağlık Bakanlığı bu konuda alarm uyarısını devreye sokmuş.
Umudumuz daha fazla yayılmadan önlemlerin alınması ve Türk Ulusu’nun yeni bir salgınla hayattan uzaklaşmaması…
Bu konuda an itibariyle uzmanlık alanı enfeksiyon olan doktor arkadaşlarımla konuşup, fikirlerini alamadım.
Geçtiğimiz salgında önemli başarılara imza atan başta Prof. Dr. Şevket Özkaya, Prof. Dr. Hakan Leblebicioğlu olmak üzere tanıdığım tüm hekimlere danışıp onların değerli tespit ve fikirleriyle varsa önerilerini sizlerle paylaşmak istiyorum.
Tanrı Türk’ü korusun diyeceğim de…
Öncelikle Türk’e hastalık bulaştıranlardan korusun ve uzak tutsun demek sanırım daha doğru olacaktır.
Yorumlar
Kalan Karakter: