Dün başladığım yazımda bir teşkilatı anlatmaya çalıştım kısaca ve ismini vermeden.
O teşkilat İttihat Terakki Cemiyeti’dir.
O teşkilat Talat’tır, Enver’dir, Kazım Karabekir’dir, Mustafa İsmet’tir, Cafer Tayyar’dır.
O teşkilat Süleyman Askeri’dir, Çerkez Tevfik’tir, Kuşçubaşı Eşref’tir, Topal Osman’dır, Cihangiroğlu İbrahim’dir.
Ve o teşkilat Mustafa Kemal Atatürk’tür.
Sadece askerlerden oluşmaz o teşkilat, yazarlar, düşünürler, edebiyatçılar, şeyhler, dervişler de vardır. Şeyh Sünusi ya da bir başka söyleyişle Şeyh Senusi’dir, Mehmet Akif’tir, Ziya Gökalp’tir, Ömer Seyfettin’dir.
Ve de Kara Kemal’dir. Milli Ekonominin temellerini atan Kara Kemal… Bankalar kuran/kurduran Kara Kemal.
Kapitülasyonların ve Reji İdaresi’nin imtiyazlarının kalkması mücadelesidir İttihat Terakki.
Bakmayın siz Cübbeli ya da Fesli birilerinin tarihi çarpıtmalarına ve onların takipçilerinin saçmalamalarına. Ne körü körüne Almancılardır ne de savaş sevdalısı. Bizim Alman dostluğumuz Sultan II. Abdülhamit’le başlar daha 1880’lerde.
Ordumuz sadece Alman subayların eğitimine teslime edilmemiştir o saltanat devrinde; kara ordumuz Alman’a, donanmamız İngiliz’e, Jandarmamız da Fransız’a emanettir.
Bir yalana daha neşter vurmak zamanıdır şu an. Yalana göre Balkan Savaşını kaybeden de İttihat Terakki’dir. Kuyruklu yalan.
İttihat Terakki Balkan Savaşı’nda dört ay önce iktidardan düşürülmüştür Sulh Selametçi Askerî Nigehban Cemiyeti tarafından. Babı Ali baskınından sonra ilk işi Edirne’yi geri almaktır Bulgarlardan. Süleyman Askeri Bey’in kurduğu ve başında olduğu Teşkilat-ı Mahsusa mensupları Enver Paşa’nın bilgisi dâhilinde güya isyan ederler Osmanlı’ya. Ve düzenli birliklerden güya kaçarken Edirne’ye giriverirler bir sabah.
Edirne’yi kurtarmakla yetinmezler, Meriç’i geçerler ve Batı Trakya’da Garbi Trakya Hükümet-i Muvakkate’sini yani ilk Türk Cumhuriyeti Devletini kurarlar 31 Ağustos 1913’te. Ne yazık ki çok yaşamaz bu devlet, iki ay kadar sonra terk edilir topraklar. İlgileri hiç kopmaz. Silahlar toprağa gömülür. Birinci Dünya Harbinde çıkarılmak üzere.
İnandılar ve şehadet şerbetini içtiler Talat’ıyla, Enver’iyle, Cemal’iyle, Bahattin Şakir’i ile. Kimi sokak ortasında vuruldu kimi hücuma kalktığında alnına yedi şehadet kurşununu.
“Onlar kaderlerinin büyük güçler tarafından kendilerine tebliğ edildiğini görmek yerine, kalplerini ellerine alıp uçurumun kenarına gittiler, kaderlerini her şeye rağmen kendileri seçmeyi, mümkün olduğu kadar tarihe ağırlıklarını koymuş olmayı tercih ettiler” der Emekli Büyükelçi Altay Cengizer Adil Hafızanın Işığında adlı harika araştırmasında.
“Jön Türklerin zamana da ihtiyaçları vardı. Bu da onlara nasip olmamış, tam aksine, dış cephede de bütün vakitlerini ellerinde alıp götürecek bir mücadele sahasıyla karşı karşıya kalmışlar” der kitabın bir başka yerinde.
İttihatçılar “kalplerini ellerine alıp” Osmanlı İmparatorluğu’nu yaşatmak için yola çıkmışlardı. Olmadı, olamadı. Ne zaman vardı ne de zemin uygundu. Osmanlı İmparatorluğu kollarında can verdi. Ama bir başka Türk Devleti yine onların öncülüğünde doğdu: Türkiye Cumhuriyeti Devleti…
Bu devlet ebediyete kadar yaşayacaktır ve bu topraklar ebediyete kadar Türk vatanı olarak kalacaktır.
Yorumlar
Kalan Karakter: