Bazı kelimeler vardır; söylendiğinde içimizi ferahlatır, güven verir, geleceğe dair umut taşır. Demokrasi deriz mesela…
Hukuk deriz…
Özgürlük…
Saygı, sevgi, hoşgörü…
Her biri insanlığın yüzyıllar süren arayışının, mücadelelerinin, bedellerinin sonucunda anlam kazanmış kavramlar.
Ama ya bu kelimeler yalnızca var mış gibi yapılırsa?
İşte asıl hikâye tam da burada başlıyor.
Gezegenimizin bize çok uzak bir ülkesinde geçtiğini varsayalım bu hikâyenin. Öyle uzak ki, olan bitenin bize hiç benzemediğini düşünmek kolay olsun. O ülkede insanlar sabah uyanır, işe gider, çocuklarını okula yollar, akşam sofrada bir araya gelir. Her şey olağan görünür. Televizyonlar açıktır, gazeteler basılır, seçimler yapılır. Kağıt üzerinde her şey yerli yerindedir.
Demokrasi var mış gibi.
Ama insanlar konuşurken seslerini alçaltır. Fikirlerini söylerken etraflarına bakar. Eleştiri, bir hak olmaktan çok bir risk haline gelmiştir. Sandık vardır belki, ama sandığın anlamı yavaş yavaş boşaltılmıştır. Seçmek, seçebilmekten uzaklaşmıştır.
Hukuk da var mış gibi.
Adalet sarayları yükselir, kürsüler kurulur, cübbeler giyilir. Ama adalet, herkese eşit mesafede durmaz. Kimi için hızla işler, kimi için yıllarca bekler, kimi için hiç uğramaz. Hukukun terazisi vardır, ama kefeleri çoktan şaşmıştır.
Özgürlük de var mış gibi.
İnsanlar sokaklarda yürür, sosyal medyada yazar, konuşur. Ama görünmeyen sınırlar vardır. Herkes o sınırları bilir; kimse yüksek sesle söylemez. Özgürlük, tanımı yapılabilen ama hissedilemeyen bir şeye dönüşmüştür.
Saygı, sevgi ve hoşgörü de aynı kaderi paylaşır.
İnsanlar birbirine katlanır ama anlamaz. Dinler ama duymaz. Bir arada yaşar ama birlikte yaşamaz. Toplum, görünürde kalabalık ama ruhen yalnız bireylerin toplamına dönüşür.
En tehlikelisi de budur zaten: Yokluk değil, yokmuş gibi yapılan bir varlık.
Çünkü yokluk isyan doğurur. Ama var mış gibi olan, alışkanlık yaratır. İnsan zamanla eksikliği sorgulamayı bırakır. “Böylesi normal” demeye başlar. İşte o an, en büyük kayıp yaşanır: farkındalığın kaybı.
Bu uzak ülkenin insanları da bir süre sonra bunu kabullenir. Çocuklarına daha iyisini anlatamaz hale gelirler, çünkü kendileri de daha iyisini yaşamamıştır. Kelimeler içi boş kabuklara dönüşür. Demokrasi bir süs, hukuk bir dekor, özgürlük bir slogan olur.
Oysa gerçek olan şudur:
Demokrasi hissedilmeden var olamaz.
Hukuk eşit işlemeden anlam taşımaz.
Özgürlük korkuyla birlikte yaşayamaz.
Sevgi ve saygı ise zorla öğretilemez.
Ve belki de en önemli soru şudur:
Bir şeyin var olduğunu söylemek, onu gerçekten var kılar mı?
Bu hikâyeyi uzak bir ülkeye aitmiş gibi dinlemek kolaydır. Ama asıl mesele, bu hikâyeyi dinlerken içimizde oluşan o tanıdık hissi görmezden gelip gelmeyeceğimizdir.
Çünkü bazı hikâyeler, anlatıldığı yerden çok, anlaşıldığı yerde gerçektir.
VAR MIŞ GİBİ YAŞAMAK
Yayınlanma :
08.05.2026 09:00
Yorum Yazma Kuralları
Lütfen yorum yaparken veya bir yorumu yanıtlarken aşağıda yer alan yorum yazma kurallarına dikkat ediniz.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı, suç veya suçluyu övme amaçlı yorumlar yapmayınız.
Küfür, argo, hakaret içerikli, nefret uyandıracak veya nefreti körükleyecek yorumlar yapmayınız.
Irkçı, cinsiyetçi, kişilik haklarını zedeleyen, taciz amaçlı veya saldırgan ifadeler kullanmayınız.
Türkçe imla kurallarına ve noktalama işaretlerine uygun cümleler kurmaya özen gösteriniz.
Yorumunuzu tamamı büyük harflerden oluşacak şekilde yazmayınız.
Gizli veya açık biçimde reklam, tanıtım amaçlı yorumlar yapmayınız.
Kendinizin veya bir başkasının kişisel bilgilerini paylaşmayınız.
Yorumlarınızın hukuki sorumluluğunu üstlendiğinizi, talep edilmesi halinde bilgilerinizin yetkili makamlarla paylaşılacağını unutmayınız.
Yorumlar
Kalan Karakter: