T.C. Merkez Bankası'nın son iki Para Politikası Kurulu Toplantısı’nın ardından yapılan açıklamaları hatırlayalım.
Mesela kasım ayı enflasyonunun değerlendirildiği, 2025 aralık ayındaki PPK toplantısı sonrasında açıklanan karar metninde ne deniliyordu:
"Tüketici enflasyonu gıda fiyatlarındaki gelişmelerle beklenenden düşük gerçekleşmiştir.
Enflasyonun ana eğilimi eylül ayındaki artıştan sonra ekim ve kasım aylarında bir miktar gerilemiştir.
Son çeyreğe ilişkin öncü göstergeler talep koşullarının dezenflasyon sürecine verdiği desteğin sürdüğüne işaret etmektedir."
Şimdi de 22 Ocak 2026'da toplanan PPK'nun karar metnine bakalım:
"Öncü veriler ocak ayında aylık tüketici enflasyonunun gıda öncülüğünde arttığına, ana eğilimdeki artışın ise sınırlı olduğuna işaret etmektedir.”
“Son çeyreğe ilişkin göstergeler talep koşullarının dezenflasyon sürecine verdiği desteğin azalmasına karşın sürdüğünü ima etmektedir.”
“Enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışları iyileşme işaretleri göstermekle birlikte dezenflasyon süreci açısından risk unsuru olmaya devam etmektedir.”
Dikkatinizi çekti mi; bu iki karar metninin arasında sadece 1 ay var.
Aralıktan ocak ayına geçilirken 'enflasyon'da ciddi bir kaygı oluşmuş ve rüzgar tersine dönmüş gibi görünüyor.
İşte faizdeki 1 puanlık indirim, işte bu endişenin sonucu. Bunun sonucunda para politikası faizi yüzde 38’den yüzde 37’ye çekildi. Halbuki beklenti, indirimin en az iki puan olacağıydı.
Bu 1 puanlık indirim ne anlama geliyor?
Ocak ve şubat ayı enflasyonlarının beklenin üzerinde geleceğine…
Çok değil bir hafta sonra ocak ayı enflasyonunu açıklayacak TÜİK…
Göreceksiniz ki enflasyonda ciddi bir yükselme var.
Başka bir ifadeyle, enflasyon öyle sanıldığı gibi hızlı bir gerileme göstermiyor.
2026 yılı için Merkez Bankası’nın enflasyon hedefi neydi? Yüzde 16.
Yine görülüyor ki faiz indirimleri ise Merkez Bankası’nın 2026 yıl sonu enflasyon hedefi olan yüzde 16 için pek de sıkı bir duruş olarak nitelendirilemez.
Yani şunu demek istiyorum; faiz indirimleri, mevcut enflasyon gerçekleşmeleri ve beklentilerle birlikte değerlendirildiğinde, yüzde 16 enflasyon hedefinden çok daha yüksek bir yılsonu enflasyonuna işaret ediyor.
Bu hedeflerin tutmaması, hiç iyi bir şey değil.
Çünkü enflasyonda hedefler tutmadıkça Türkiye, uluslararası ölçekte en yüksek enflasyona sahip ülkeler liginde kalmaya devam ediyor.
Hatırlayın geçen yıl dünyada enflasyon şampiyonları arasında Türkiye ve Arjantin vardı;
Bugün Arjantin bile bu işi çözme yolunda hızla ilerliyor ama biz bir türlü girdaptan kendimizi kurtaramıyoruz.
Bunun sonucunda da diğer ülkelerle kıyaslandığında, Türkiye’nin yaklaşık on katına varan bir enflasyon oranına tabi olması, yurt içinde üretimi ve özellikle ihracatçıyı ciddi biçimde zorluyor.
Enflasyonla mücadelenin bir aracı olarak kullanılan değerli kur politikası, yurt dışında ihracatçının rekabet gücünü aşındırırken, yurt içinde ithalatı ve tüketimi teşvik ediyor.
Türkiye bu sorunu bu yıl mutlaka çözmek zorunda.
Neden mi?
Çünkü gelecek yıl, çok büyük bir ihtimalle seçim var.
Dezenflasyon politikasının hem üretici hem de teker teker vatandaşları nasıl bir yoksulluğun içine attığı malum.
2027'de olası bir seçim takvimi nedeniyle, düşük ve sürdürülebilir enflasyonun mutlaka elde edilmesi gerekiyor.
Artık bilmeyen yoktur herhalde, seçim söz konusu olduğunda para muslukları da sonuna kadar açılır.
Dezeneflasyon programının rafa kaldırılmasına neden olacak böyle bir manzarada, enflasyon canavarının sevinç çığlıklarını şimdiden duyabiliyorum!
Yorumlar
Kalan Karakter: