ABD'nin Venezuela Devlet Başkanı Maduro'yu kaçırarak, New York sokaklarında gezdirdiği operasyonu analiz ederken, Pandora'nın kutusu açıldı, Kötülük Yüzyılı başladı demiştim.
Baktım ki takip ettiğim hatırı sayılır pek çok insan da aynı düşüncede…
Yeni dünya düzeni, "tiranlar çağı"na hoş geldiniz diyenler bile var.
Ne demek bu?
Demokrasinin hızla gerilediği, otorite özlem ve talebinin tırmandığı, ülkelerin birbirlerinin değerli madenlerine, yeraltı kaynaklarına çöktüğü yeni bir dünya düzeni yani…
Öyle anlaşılıyor ki bu iş Trump ile de bitmeyecek.
Bundan böyle hem siyasette hem teknolojide hem aklınıza gelebilecek bütün güç odaklarının başında yeni tiranların yeşerdiğine tanık olacağız.
Eskiden 'diktatör' tanımı vardı ya onları bile aşan bir kötülükle karşı karşıyayız artık. Çünkü bu tiranlara "dur" diyebilecek kimse yok.
Durum böyleyken Amin Maalouf'un "Çivisi Çıkmış Dünya" kitabında anlattıkları kadar karamsarım.
Medeniyete ulaşacağız derken, geldiğimiz şu son hale bir baksanıza…
Yüzyıllardır çatışmalar, ayrışmalar, savaşlar, ihtilaflar, bütünleşme denemeleri, umutlar, hayal kırıklıkları, yeniden çatışmalar, yeniden savaşlar, yeniden umutlar ve yeniden hayal kırıklıkları…
Üstelik bütün bu çatışmaların yanında milyonlarca insanın göç etmesi, Akdeniz ve Ege'nin mülteci mezarlığına dönüşmesi, sığınmacılar, radikal sağ ve ideolojilerin küresel ölçekte sert yükselişi, bir de yetmezmiş gibi çevre ve iklim krizleri...
Artık tek bir savaş da yok artık. Cephe savaşlarının yanında, koruma savaşları, ticaret savaşları, su savaşları, sanal savaşlar, değerli elementler savaşları, dijital savaşlar, biyolojik savaşlar…
İnsanlığın geleceğine dair endişe içindeyim.
Kapitalizm krizlerini çözemeyince, vahşi emperyalizme dönüştü.
Masallarda anlatılan yedi başlı dev bir yılan var karşımızda artık!
***
Dünya bu haldeyken bizim gibi sabit geliriyle, emekli maaşıyla ya da asgari ücretle sıradan yaşamlar sürdürerek, yaşamaya çalışanlar için bile hayat çok zorlaştı artık.
Üstelik sadece biz değil firmalar, şirketler de ‘nefes’ alabilmek için adeta çırpınıyor.
Bazen kendimizi oksijen açlığı çektiği için başını suyun dışına çıkararak nefes bulmaya çalışan balıklar gibi hissediyorum. Ama bir süre sonra onlar da güçleri tükenip, kötü sonlarına razı olurlar.
İşte o misal. Şimdi 2025 yılında iki paket, üç dilim halinde TOBB üyesi oda ve borsa üyelerinin kullanımına sunulan Nefes Kredisi’nde yeni bir paket daha devreye alınacakmış.
Hatırlarsanız Nefes ilk olarak, uygulanan sıkı para politikası sebebiyle nakit sıkıntısı çeken işletmelerin ihtiyacını karşılamak amacıyla TOBB tarafından Kredi Garanti Fonu(KGF) aracılığıyla 8-9 Temmuz 2025 tarihlerinde kullandırılmaya başlamış, yoğun talebin geldiği ilk dilimde 25 milyar liralık kefaletle 30 milyar liralık kredi hacmi kısa sürede tükenmişti. Sonra ikincisini getirdiler. O kredi paketi de hızla bitti.
Anlayacağınız hepimiz, Acun Ilıcalı'nın 'Survivor Türkiye' adasına taşınmışız gibi bir hayat yaşıyoruz. Her gün yeni bir mücadele, sağ kalmak için güç topluyoruz.
Yarışmanın tek amacı var; adadan sürgün edilmemek…
Yani hayatta kalabilmek…
Bu arada, Almanya Federal İstatistik Bürosu ülkedeki enflasyon oranını açıkladı. Bir önceki ay yüzde 2,6 olan enflasyonda artış, Aralık'ta yüzde 2'ye geriledi.
Bakın şu işe ki, bizdeki enflasyon artışı aralık ayında yüzde 1 bile olmadı.
Böyle baktığınızda ‘Almanlar bizi kıskanıyor’ diyenler haklı gibi görünüyor değil mi?
Oysa ki durum hiç de bildiğiniz gibi değil. Çünkü Almanya'da 2025 yılı ortalama enflasyonu ise yüzde 2,3.
Sorun şu ki Türkiye ise 2025 yılını, yüzde 30,9 enflasyonla kapattı!
Yorumlar
Kalan Karakter: