Literatürdeki adıyla EQ-Emotional Quotient, biz onu Duygusal Zeka olarak tanıyoruz. Bu zeka türünü tanımadan önce bir çoğumuz zeka denince IQ-Intelligence Quotient Akademik Zeka/Zeka Kat Sayısı-Seviyesini bilirdik. Bilgi çağı bize zeka ile ilgili yeni kavramlar öğretmeye devam ediyor. Gelişen her meziyetimiz beraberinde yeni kavramlarla tanışmamızı getiriyor. Dönemi hızı zaman zaman bizleri ürkütse de yeni kavramların heyecan verici olduğu konusunda çoğumuz hemfikiriz.
Duygusal Zeka kavramını bireylerin duyguları anlama ve tanımlama kabiliyeti olarak özetlemek mümkün. Bu zeka türü gelişenler hem kendilerini tanımada kolay ustalaşıyorlar, hem de toplumu…
Doğru tanımlamalar yapan bireyler duygu ve düşüncelerinin davranışlarına nasıl yansıdığını kavrayabildikleri için daha kontrollü, tutarlı ve mantıklı tavırlar sergileyerek hayatlarına kolay yön verebiliyorlar. Bunu bir öz farkındalık olarak tanımlamak mümkün.
Strese karşı dayanıklılık mekanizmasını geliştirmesi yönüyle de çok olumlu bir etki yaratıyor duygusal zeka. Kendini ve toplumu doğru anlayabilen bireylerin gelişen iletişim ve empati yetenekleri sağlıklı ilişki kurmada da fark yaratan bir unsur. Bu unsurun etkisi yapıcılığımızı artırdığı için çatışma yönetiminde de ciddi mesafe kat ettiriyor bizlere.
Liderlik vasıflarımız, ilham vericiliğimiz, kriz yönetimi becerimiz de bu yolla geliştiği için yüksek duygusal zeka sahibi bireylerin iş hayatında da akademik hayatta da başarılı oldukları kolay gözlemlenebilir bir durum. Bu bireylerin aynı zamanda ekip çalışmasına da son derece yatkın, uyumlu kişiler olmaları da yine bu noktada etkili bir özellikleri.
Ne güzel bir yetenek zinciri değil mi?
Bilim insanlarına göre bu zeka türünün bir kısmı doğuştan var, sonrasında da gelişebiliyor lakin hayat boyu gelişebilmesi ve etkili sonuçlar verebilmesi için 0-7 yaş dönemi son derece önemli. Kaygı alışkanlığı geliştiren çocukların EQ konusunda yaşıtlarına nazaran daha yavaş mesafe aldıkları da biliniyor. Demiri pastan rutubetten, insanı da gamdan, kaygıdan uzak tutmak gerek derim hep. Duygu durumumuzu yönetebilmemiz hayatımızın hangi döneminde olursak olalım önem taşıyor.
Duygusal zekanın gelişimi için yapabileceklerimize göz attığımızda, etkin dinleme kabiliyetimize yapacağımız yatırım fark yaratan bir çalışma olarak çıkar karşımıza. Bunun için yapılacak özel çalışmalar bireyin EQ gelişimi için son derece büyük etki uyandırır. Dinlemeyi bilme yeteneği öğrenme, beraberinde geri bildirim alma-verme kasımızı da güçlendireceği için anlamanın, empati kurmanın kapılarını açan bir anahtar adeta. Ekip çalışmalarına katılmak, konu üzerine dokümanlar okumak da belirgin etki uyandıracaktır.
Artan ihtiyaçlarımız, büyüyen pazarlar, yüksek sermayeler ve rekabetle birleşince markalaşmamın önemi oldukça arttı. EQ kavramı bireyler için geçerli olduğu kadar markalar için de önem taşımaya başladı. Tüketiciyi, ihtiyaçlarını anlama çabası bireyin olduğu kadar markanın da güçlerinden biri.
Bireyler ve markalar için geçerli olan bu zeka türü takımlar için de önemli bir koz. Bağlılık ve güveni artırır, üretkenliği destekler ve takımın enerjisini yükseltir, etkili sonuçlar doğurur.
Sıklıkla iletişim sorunu yaşanıyorsa, uzlaşma çabaları olumlu sonuçlarla netice bulmuyor çatışmalara, acımasız rekabetlere dönüşüyorsa, anlamak için değil yanıt vermek için dinleme alışkanlığı başlamışsa bu topluluklar ve bireyler için EQ gelişim alanı olarak belirlenmelidir.
Bozkırın Tezenesi Neşet Ertaş’ın ‘Geçinmeye gönlü olan geçinir’ ve Mevlana’nın ‘Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir’ sözleri Duygusal Zekanın dinamiklerinin özeti niteliğinde.
Birbirimize karşı niyetlerimizin halis olduğu, yapıcı yaklaşımlarla doğru dinleyip doğru iletişim kurabildiğimiz keyifli günlere kucak açalım.
Hafta sonunuzun neşe ve sağlıkla geçmesini dilerim.
Yorumlar
Kalan Karakter: