Büyük çoğunluğumuzun hayatımızın bir bölümünde karşılaştığı enteresan bir kavram, değil mi?
Yavaşlama deyince birçoğumuzun aklına, bunu neden yapmamız gerektiği sorusu gelir. Oysa ki yaratılışımız gereği bu yetimizi geliştirmemiz şarttır. Biz inkâr etsek de zihnimiz, bedenimiz, ruhumuz; yavaşlamamız gereken zamanı ayırt etmemiz gerektiğini sıklıkla hatırlatır bize çünkü her biri, yavaşlamaya ihtiyaç duyacak şekilde yaratılmıştır.
Özellikle motosiklet kullanıcılarıyla sohbet ederken sık paylaştığım bir cümledir:
“Doğru bir durma, etkili ve kontrollü bir yavaşlama ile başlar...” Sert geçişler, ani durmalar bazen hayatımıza zarar verir ancak bazen de gereklidir. Gerekliliği görüp uygulamak, lider bir tutumdur.
Yavaşlama ve durma üzerine konuşurken ikisi arasındaki ayrımı doğru yapmak belirleyici noktadır çünkü her yavaşlama, devamında durmayı getirmez; getirmemelidir de. İletişimin hızlandığı, bilgiye bu kadar kolay ulaşılan bir çağda değişim, tabii ki hızına ayak uydurmamız gerekenler listesinde en baştadır. Buraya kadar bahsi geçenleri birbirinden doğru ayırt etmek gerekir.
Bir tarafta hızlanmaya, uyuma çabalarken diğer yandan kontrolümüz altında olan konular için etkin ve doğru yavaşlamayı harekete geçirmeliyiz. Sosyal becerilerimizi geliştirmeye ve sosyal hayatımızı renklendirmeye çalışırken, benlik algımızı zayıflatacak, onay bağımlılığına götürecek süreçlere girmememiz; hayatımızı başkalarının fikir ve düşüncelerine göre şekillendirmememiz gerekir. Bu hâl, birey için ciddi bir meseledir çünkü işin ucunda benlik algısı vardır.
Bu noktada kurulan denge, sürece doğru uyumun olmazsa olmazıdır aslında. Benzeri durumları iş hayatı ve kariyer üzerinde de görmek mümkündür. Disiplinli, çalışkan, üretken ve verimli olmakla işkolik olmayı doğru ayırt etmek; kariyerimizi hayatımızın içinde doğru bir konumda tutmak, etkili bir yavaşlama ve hız kontrolü getirecektir paralelinde.
Ne güzeldir, değil mi, Karadeniz sahilinden yola çıkarak Anadolu’yu geze geze Ege sahillerine ulaşmak… Ülkenin doğusundan, güneydoğusundan başlayarak kulağınızda Neşet Ertaş’ın sesiyle bozkırdan geçip memleketin batısına gitmek, güneşi orada batırmak...
Hedefe varmayı geliştirici ve katma değerli kılan, hedefe giden yoldur bazen. Burada hedeflerimizi amaçlarımızdan ayırt etmek çıkar karşımıza. Vardığınız nokta hedefiniz olabilir ama yolculuk, amacınızdır. Onu ne kadar zenginleştirirseniz, hedefe ulaşmanız o kadar keyifli ve geliştirici olacaktır. O keyfi aldığınız sürece yeni hedefler belirlemek heyecan verici olacaktır.
Paulo Coelho’nun romanlarından Simyacı da dahil bir çok yerde karşınıza çıkabilecek şirin bir öyküdür “Mutluluğun Sırrı” ve konuyu güzel özetler.
Uzak bir diyarda, bir dağın eteğinde, efsanelere konu olmuş bir bilge yaşardı. Onu bulmak isteyenlerin kalbinde gerçek bir arayış, gözlerinde ise sabır taşıyan bir ışık olmalıydı. Günün birinde bir çocuk bilgenin yanına vardı ve ona
“Bana mutluluğun sırrını öğretir misiniz?” diye sordu.
Bilge, gülümsedi. Cevap vermedi. Onun yerine bir kaşık getirdi. İçine iki damla altın sarısı zeytinyağı damlattı ve çocuğun avucuna uzattı.
“Bu kaşığı elinde tut. Sarayımı baştan sona gez ama dikkat et, bu iki damlayı dökersen sırrı kaybedersin.” Dedi.
Çocuk başını salladı ve yürümeye başladı. Saray bir yapı değil, adeta bir düş gibiydi. Tavanda göz kamaştıran kristal avizeler asılıydı, her biri ışığı gökkuşağına çeviriyordu. Duvarları ipekten dokunmuş halılar süslüyordu; üzerlerinde unutulmuş uygarlıkların hikâyeleri, renklerin dansıyla nakşedilmişti. Dev sütunlar ihtişamla yükseliyor, zemin mozaiklerinde binlerce yıldız parıldıyordu. Bahçeye açılan dev kapılardan gül kokusu vuruyordu içeri. Kuşlar tüm neşeleriyle cıvıldıyor, gölgelerde gezinen rüzgâr bile adeta şarkı söylüyordu.
Ama çocuk bunların hiçbirini görmedi. Gözleri yalnızca kaşıktaydı. Her adımında avucundaki iki damlaya odaklandı. Dönüp bilgenin huzuruna geldiğinde, sordu bilge çocuğa:
“Peki, ne gördün?”
Çocuk utandı. Gördüğü tek şey, kaşığın içindeki iki damlaydı.
Bilge, kaşığı geri aldı. Gözlerini kısarak gülümsedi:
“O zaman, bir kez daha dolaş sarayı ama bu defa gözlerinle gez, kalbinle bak” dedi.
Çocuk ikinci kez çıktı yola. Bu kez kaşığı unuttu, kalbini açtı. Avizelerin kristallerinden yansıyan ışık gözlerini kamaştırdı. Halılardaki motifler sanki ona masallar fısıldadı. Bahçedeki kuşların sesiyle neşelendi, çiçeklerin kokusuyla başı döndü. Her köşeden başka bir ihtişam, her adımda başka bir hayret vericilik fışkırıyordu adeta. Geri döndüğünde gözleri ışıl ışıldı ama avcundaki kaşığa baktığında, damlaların döküldüğünü gördü.
Bilge tekrar konuştu, bu kez sesi bir başka etkilemişti çocuğu:
“Mutluluğun sırrı, hayatı bir saray gibi görmekten geçer. Güzellikleri fark etmeden yaşarsan ruhun kör kalır ama yalnızca onlara dalarsan, elindekinin kıymetini de göremezsin. Gerçek mutluluk; hem avuçtaki iki damlayı dökmeden yürüyebilmek hem de başını kaldırıp sarayın ihtişamını görebilmektir.” Dedi.
Bu öyküyü çok yerinde bulurum.
Yavaşlamamız gereken zamanı ayırt edebilmemiz, hızlanma ve yavaşlama dengesini tutturabilmemiz hayata dair farkındalıklarımızı artırır, ruhumuzu aşırı yükten arındırır, bağlarımızı güçlendirerek ilişkilerimizi köklü hâle getirir ve duygularımızda denge oluşturur.
Kızılderili duası der ki:
Tanrım, beni yavaşlat.
Aklımı sakinleştirerek kalbimi dinlendirmeme yardım et.
Zamanın sonsuzluğunu göstererek, günümün telaşını dengele.
Günlük karmaşanın ortasında, sonsuza dek yaşayacak tepelerin sessizliğini hissettir.
Sinirlerimin gerginliğini, kaslarımın gerginliğini ve yoğunlukla tıkanmış belleğimi çöz.
Uykuyu veren sevgi dolu dokunuşunu hatırlat.
Yavaşlamama yardım et, Tanrım.
İlham alacak bir çiçeğin açışını, bir çocuğun gülüşünü, bir kuşun uçuşunu fark etmeme izin ver ve her gün biraz daha yaşamayı öğreneyim.
Hayat, çoğu zaman kaçırdığımız o küçük ama derin anlarda gizli. Zamanı kovalama çabasındayken, anı yaşamayı atlayabiliyoruz ve bu da insanın düşmesi son derece normal ve muhtemel bir hata aslında. Yavaşlamak, hayatı yakalayabilmenin önemli adımlarından biri. Bu noktada kurulan denge, ne büyük başarı, kendimizi bunun için suçlamak yerine adımlar atmaya başlamak ne lider bir tavır.
Hayatınızın hızını dengeleyebildiğiniz, sağlık ve neşe dolu günler dilerim
Yorumlar
Kalan Karakter: