BÜYÜK bir deprem felaket yaşadı ülkemiz.
Resmi rakamlara göre 50 binin üzerinde vatandaşımız hayatını kaybetti.
Bu rakamın çok üzerinde insanımız yaralanarak hastanelerde tedavi altına alındı.
Deprem yaşayan illerimiz hala şoktan kurtulmuş değil.
Başını bir çadıra sokamayacak insanımız olduğu gibi, temiz içme suyundan yoksun, günlerdir duş alamayan insanlarımız var.
Ama artık sesleri daha az çıkıyor.
Görünen o ki ölümü gösterip sıtmaya razı ediyoruz halkımızı…
Bir nevi şerbetlendiler.
Acıya daha dayanıklılar.
Yokluğa, açlığa alıştılar.
Kimsesizliği kanıksadılar.
Niye böyle demenin bir anlamı yok.
Yaptıkları tercihler çektiklerinin, sanki hayatın olağan akışı içinde gördüklerinin bir kanıtı.
Yani deprem izleri hala sürüyor.
O sürerken de yeni felaketler yurdumuzu vurmaya devam ediyor.
Dünya üzerindeki en büyük güç;
‘Hidrolik!’
Suyun üzerinde bir güç yok.
Onun yaptığı tahribatı yapacak başka bir kuvvet de…
Vurduğu yeri yıkıyor.
Eziyor, geçiyor.
Tabiat ana aslında kendisinden alınmaya çalışanı asla vermeyeceğini, geri alacağını ikaz ediyor.
Peki, biz bunu algılıyor, anlıyor muyuz?
Onun tehdidinin yaratacağı hasarın farkına varıyor muyuz?
Varmadığımız ortada.
Her yağmurda ve peşinden gelen selde aynı tokadı yine, yeniden yiyoruz.
Dere, nehir yataklarını serbest bırakmadan...
O yatakların genişlediği alanlar içine konutlar yapmamamız gerektiğini öğrenmeden…
Suyun akan gücünü disipline etmeden tokat yemeye devam edeceğiz.
Hem de diğer yanağımızı çevirmeye devam ederek.
Yorumlar
Kalan Karakter: