YILLARCA kış uykunda olanların şimdilerde gözlerini ovuşturup, uyandıklarını iddia etmeleri ne kadar komik!
Bir çocuğun karakteri büyürken ailesinin ona kattıkları ile oluşur.
Ne verirseniz, onu alırsınız.
Kötülükten uzak tutarsanız, iyiliklerin kıymetini bilerek yetişen bir ergen haline gelir.
Sevgi gözleri ile baktığı çevresine olumlu katkılar yapmayı öğrenir.
Bu şekilde hem kendisini geliştirir.
Hem de çevresinin gelişmesine kendi ölçeğinde yararlı olur.
Samsun’da böyle işte…
Çekirdek bir coğrafyadan, mega kent olma yolunda ilerleyen bir yapıya büründü.
Ama biz gelişmeyi, kent sınırlarını büyümesiyle…
Aldığı göçlerle nüfus popülasyonunun artmasına bağladık.
1960’lı yılların öncesinde kentin sosyalitesini oluşturan,
Ekonomik gelişimine önemli katkılar sağlayan aileler mevcuttu.
Bu kentin yerlisiydiler.
Kültür zengini bir yapıları vardı.
Yaptıkları çalışma ve yatırımlarla hem kendi ekonomilerini geliştirdiler hem de maiyetlerinin gelişimini sağladılar.
Mesela; Makarnacı Ziya desem, kaç kişi hatırlar?
Cerit ailesinin bu kentteki yerini bilenler, el kaldırsın bakalım.
Eski Tekel’in olduğu bulvara adını veren rahmetli büyüğüm Dr. Mithat kefeli ve geniş sülalesi.
Bulutoğlu ailesi…
Lazzade Tahsinler…
Derindereler…
Şişik ailesi…
Daha niceleri.
Hani Samsun’un yerlisi yok diyorlar ya!
İşte bir çırpıda aklıma geliverenler.
Benim bile bu kentte 100 yılı çok, çok geçen bir geçmişim var.
Ama tüm yerlilerle beraber ortak ve büyük bir hatamız var.
Samsun’un gelişimini ve yönetimini göçle gelenlere bıraktık.
Sonra da yüreklerinin ve geleceğe dair gelişimlerin Samsun’dan yana olmasını bekledik.
Bunu asla yapmadılar.
Yapmadıkları gibi amip gibi mitoz bölünmeye uğrayarak, ‘Küçük olsun benim olsun’ düsturu ile her kuruluş ve derneğe bir değil, birkaç kez sahip oldular.
Bu da kent yönetiminin ve siyasetinin onların eline geçmesini sağladı.
Buna da biz yol verdik ve göz yumduk.
Bir anlamda bu kentin kuyusunu biz kazdık!
Şimdi de bu kuyuda çırpınıp duruyoruz…
Yorumlar
Kalan Karakter: