UZUN zamandır kent dışına seyahatim olmadı.
Biraz hantallaştık mı?
Şartlar mı öyle gerektiriyor pek kafa da yormadım açıkçası…
Laf olsun gezilerini sevmem.
Bir amacı olmalı.
Bir amaca hizmet etmeli.
‘Gittim’ demiş olmak için gitmek,
Hem lüks…
Hem abartı…
Tabii benim için.
Lafı uzatmayalım geçtiğimiz hafta sonu zorunlu olarak İstanbul’a gitti.
Kızımı ve torunlarımı yalnız yollamamak için onları arabalarıyla beraber İstanbul’a, evlerine bırakıp ertesi gün uçakla döndüm.
Zevk değil mecburiyet.
Tatil değil kahırdı biraz.
Yola çıkmadan önce son günlerde bu güzergâhı kullanan arkadaşlarımla muhabbet ettiğimde, yolun tamamının tuzaklarla dolu olduğunu söylemişlerdi.
Tuzağı kuran devlet…
Tüm yerleşim birimleri ve kısmen yolun bazı kısımları EDS ile donatılmış.
Evveliyatından beri takıkımdır bilirsiniz bu EDS işine…
Deli Durdul misali, ‘Geçtiysen parayı da ver.’
Zaten vermemek mümkün değil.
Altındaki eşek değil ki, ‘Çüşş’ deyince durasın.
Söylemesi ayıp, Grand Cherokee var altımda…
Aracın nasıl gittiğini kadranı kontrol etmezseniz, ceza zaten kapıda!
Yani yavaş gideyim deseniz de araç size uymuyor.
Sözüm ona otobanlarımız var.
Hız sınırı 130 km.
Bolu-İstanbul arasında biraz kaçırmışım, baktım 160’tayım.
Dedim ki, ‘Bu EDS başıma iş açacak ama baktım yanımdan arabalar vızır vızır geçiyor.’
Ben demiyorum ki araçlar uçarak gitsin ama mademki, ‘otoyol yaptık’ diye övünüyorsunuz, o zaman araçların teknolojisini de hesaba katacaksınız.
Yok, önlem olsun savını getirecekseniz;
Hız sınırına uymayan resmi araçlar…
Çakar lambalılar…
Vekiller…
Bakanlar…
Onlar hızlı gidince risk ve tehlike oluşmuyor mu?
Dolayısıyla kuralları eşit uygulamadığınız müddetçe, tuzaklara herkes bir hile gözüyle bakacak ve cebinden tırtıklanan parayı da helal etmeyecektir.
Yorumlar
Kalan Karakter: