Bu hafta sonunda pazar günü, Atatürkçü Düşünce Derneği Samsun Şubesi'nin her yıl geleneksel olarak düzenlediği bir toplantıya katıldım.
Toplantının konuğu ise tarihçi, yazar, Emekli Tuğgeneral Dr.Naim Babüroğlu'ydu. Köşe yazılarından tanıdığım Babüroğlu'nun "Atatürk ve Cumhuriyet" konulu söyleşisi, benim gibi diğer katılımcıları da kimi zaman gülümsetti, kimi zaman hüzünlendirdi, kimi zaman da gururlandırdı.
Bazen bildiklerimizi hatırladık, bazen de bilmediklerimizi öğrenerek dünyanın kıskandığı bir lideri, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ü bir kez daha dinlemenin gururunu yaşadık.
O yüzden öncelikle beni de bu toplantıya davet eden ADD Samsun Şube Başkanı Deniz Gömeç'e teşekkür ediyorum.
Emekli general Babüroğlu'nun konuşmasında en çok dikkatimi çeken bölüm ise, CİA'nın serasında beslenip büyütüldüğünü daha kimseler bunlara terörist demeden önce Uğur Mumcu'dan, Necib Hablemitoğlu'ndan dinlediğim, hain terör örgütü FETÖ'nün nasıl olup da 2016 yılında 15 Temmuz'da darbe girişiminde bulunmaya yeltenecek kadar Türk Silahlı Kuvvetleri'nde güçlendiğiydi.
Sayın Babüroğlu, FETÖ mensubu subayların Türk Silahlı Kuvvetleri'nde nasıl tercih edildiğini ve kollandığını, hatta 2012 ve 2017 yılları arasında nasıl altın çağlarını yaşadıklarını verdiği rakamlarla anlattı.
FETÖ ya da Fethullah Terör Örgütü denilen yapı hakkında 15 Temmuz sonrasında ‘devlete sızdı, gizlendiler’ gibi sözler söylendiğini hatırlatan Babüroğlu, "Hayır, hiçbir zaman gizlenmediler, sızmadılar. Şımartılarak, korunarak, kollanarak, üst rütbelere yükseltilerek, tercih edilerek o makamlara geldiler" tespitinde bulundu.
Bu gerçekten önemli bir tespitti. Çünkü Babüroğlu'nun da söylediği gibi TSK'nde eğer terfi eden, üst rütbeye yükselen 25 albaydan 20'si FETÖ'cü çıkıyorsa, bu kişilerin TSK'ye sızdığından bahsedemezsiniz. Olsa olsa FETÖ'cü olmayan o 5 albay yanlışlıkla orduya sızmıştır. 20'si birden nasıl sızar?
Ya da eski İçişleri Bakanı Efkan Ala'nın itiraf ettiği gibi 81 ildeki Emniyet Müdürü'nün 74'ü FETÖ'cü çıkmış ise, o müdürlerden 7’si yanlışlıkla sızmıştır.
Bu nedenlerle Babüroğlu'nun yaptığı şu tespit, bence de çok doğru:
FETÖ ne orduya ne Emniyet'e ne de yargı kurumlarına sızmadı, hatta sızma ihtiyacı bile duymadı.
Tam aksine bilerek, korunarak tercih edildi!
EKONOMİK ŞİDDET
Geçen hafta Patronlar Kulübü TÜSİAD'ın kayyum uygulamaları, hukuksuz sorgulama ve tutuklamalara yönelik eleştirileri kamuoyunda ses getirince, iktidar da TÜSİAD’ı adeta topa tuttu.
Bence de TÜSİAD’ın demokrasi ve hukuku temel alan eleştirilerine katılmamak mümkün değil. Ama eksik.
Şöyle ki;
Türkiye'de son yıllarda bildiğiniz gibi yaşadığımız şiddetin ardı arkası gelmiyor.
Ev içinde, cinsiyetler arasında, çalışma alanlarında, yaşlılara, çocuklara, hayvanlara ve toplumun tüm kesimlerine karşı şiddet, önemli ve yaygın bir tehdit vasfı taşımaya devam ediyor.
Aslında şimdi literatürümüze yeni bir şiddet türü daha eklendi. Adı da EKONOMİK ŞİDDET.
Çünkü eğer bir toplum açlık, yoksulluk yaşıyorsa, beslenme, barınma gibi en temel ihtiyaçlarını bile karşılamaktan yoksun bırakılmışsa, “ekonomik şiddet” ile karşı karşıya demektir.
Bu nedenle sadece demokrasi, insan hakları, adalet, eşit yurttaşlık haklarını savunmak yetmez. Ekonomik şiddete tepki göstermek de gerekir. Çünkü toplumsal barış, ancak ekonomik ve siyasi şiddetin her ikisine birlikte karşı çıkarak savunulabilir.
Yorumlar
Kalan Karakter: