İyi bir futbol izleyicisi olduğumu söyleyemem. Yine de öyle ilgisiz de sayılmam.
2002 Dünya Kupası maçları örneğin.
Gülmeyin. O maçların tamamını izledim ben!
Hele de turnuvaya 48 yıl aradan sonra tekrar katılan Şenol Güneş yönetimindeki milli takımımızın tarihinin en yüksek başarısı olan dünya üçüncülüğü derecesini, bu kupada ev sahibi Güney Kore'yi 3-2 ile geçerek elde ettiği maçı hiç mi hiç unutamam.
Nasıl bir heyecandı ama değil mi?
Önceki gün akşam Spor Toto 1. Lig’de Göztepe ile Altay arasında oynanan maçlarda çıkan olayları görünce, futbolun nasıl bu hale gelebildiğini, holiganların 90 dakikalık bir maçı, stattan hastanelere ya da adliye koridorlarına nasıl taşıyabildiklerini hayretler içerisinde izledim.
Üstelik sadece bizde de yaşanmıyor bu rezaletler.
Yine önceki gün Belçika ile Fas arasında Katar'da oynanan Dünya Kupası maçı sonrası Brüksel’de de olaylar çıktı. Çoğu gençlerden oluşan yüzlerce taraftar civardaki scooterları ateşe verip, sokaktaki çöp kutularını ve diğer malzemeleri tahrip ettiler. Polis, taraftarlara göz yaşartıcı gaz ve tazyikli su ile müdahale etti.
Samsunspor'un efsane başkanı İsmail Uyanık çok değer verdiğim bir spor adamıdır. Samsunspor'un şirketleşme sürecindeki bir ziyaretim sırasında kütüphanesindeki bir kitabı görünce bir hayli dikkatimi çekmişti. Okumak için istediğimde, sağ olsun kırmayıp hediye etmişti.
Kitap; Araştırmacı Yazar İsmail Tokalak'a ait. 'Futbol Dünyasında Soygun ve Sömürü' adıyla, 2015 yılında Ataç Yayınları'nca basılmış. Dünyada ve Türkiye'de futbolun gerçek yüzü üzerine oldukça kapsamlı bir araştırmaya dayanıyor.
Futbolu yozlaştırmak ve futbolcuları meta haline getirmekten tutun da baskıcı rejimlerin ve siyasetin futbolu kullanması, futbol kulüplerinin alınır satılır metalar haline dönüşmesi, dünya futbolunda şike ve mafyalaşma, dünyadaki futbol soygunları, FİFA VE UEFA'nın gerçek yüzü, Türk futbolunun gerçeklerine ilişkin oldukça çarpıcı bilgiler ve tespitler yer alıyor.
Futbolun bu yönüyle ilgilenenlere kitabı mutlaka öneririm. Kitaptaki önemli bölümlerden birisi de 'bilimsel izahı olmayan taraftarlık' psikolojine ilişkin.
Fanatik bir taraftarın futboldan aldığı zevki ve coşkuyu genelde tek bir takımın başarısıyla sınırlamasının mantığını kolay izah edilemeyen futbol tabularından birisi olduğunu belirtiyor Tokalak.
Bu tür taraftarlar için tuttuğu takım, yalnız kendisine görsel şölen sunan bir vasıta değil, gücün, hakimiyetin, sosyal yaşamda var olmanın, yaşanan acılardan bir süreliğine uzaklaşmanın, bir kimliğe ait olmanın ve aidiyetin bir aracı olmak anlamına geliyor.
Tokalak ayrıca fanatik taraftarların stadyumları, farklı taraftar gruplarını aşağılama, birbirlerine hakaret edebilme hürriyetine sahip oldukları, kozlarını paylaştıkları yerler olarak gördüklerini de belirtiyor.
Peki, hem takımı hem de esas seyirciyi töhmet altında bırakan bu holigan yapılardan kurtulmak mümkün değil mi?
Elbette mümkün. Örneğin holigan gruplardan uzun seneler çok büyük sıkıntılar yaşayan İngiltere, hukuki ve cezai uygulamaları işleme koyarak, kombine bilet satışlarını genişleterek bu grupları temizlemiş.
En büyük görev ise futbol yöneticilerine düşüyor. Mafyatik taraftar gruplarına taviz vermemek, takımlar arasında şiddeti ve düşmanlığı körükleyecek tavırlara ve demeçlere de dikkat etmeleri gerekiyor.
Türkiye'de Sporda Şiddet Yasası iyi hazırlanmış ve hayata geçirilmişti. Ancak görünen o ki uygulamada hala sorunlar var.
Bir eleştiri de futbol hipnozu içerisinde taraftarlara; futbol seyircisi futbola gösterdikleri ilginin, ona ayırdıkları zamanın yarısını ülkelerinde ve dünyada işlerin neden bu kadar kötü gittiğine, adaletsizliklere, çevre katliamlarının nasıl önlenebileceğine, ekonominin gidişatına kafayı yorsalardı, iddia ediyorum ki dünya daha yaşanılır bir yer olurdu.
Böylece futbol da yozlaşmaktan kurtulurdu.
Yalan mı?
Yorumlar
Kalan Karakter: