Türkiye'de iki gündür ABD başkanlık seçiminde Cumhuriyetçilerin adayı Donald Trump'ın yeniden başkan seçilmesine ilişkin yorumları dinliyoruz.
2. kez başkan seçilen Trump ile Türkiye'yi nelerin beklediğini, iki ülke arasındaki ilişkilerin düzelip düzelmeyeceğine ilişkin yorumlar yapılıyor.
Önce Joe Biden dönemini hatırlayalım;
Türkiye ile ABD arasındaki ilişkiler 2016 yılındaki CİA-FETÖ 15 Temmuz darbe girişimi nedeniyle Barack Obama döneminde en büyük krizi yaşamıştı. Başkanlık yarışından son anda çekilen Biden ise o süreçte Başkan Yardımcısıydı. Bu nedenle Biden'in başkanlığı ‘önyargılarla’ başladı. En azından bizim açımızdan.
Biden ile ilk gerilim, başkanlık kampanyasında ve göreve geldikten sonra, demokrasiyi ve insan haklarını dış politikasının öncelikleri arasında gösterdi. Bu, Türkiye gibi ülkelerdeki otoriterleşme eleştirilerini artırdı ve ilişkilerde gerilim yarattı.
Joe Biden, 2021'de Türkiye ile ABD arasındaki tarihi bir hassasiyete değindi. Bu tanıma, Türkiye'de tepkiyle karşılandı ve diplomatik ilişkilerde bir kırılma noktası olarak değerlendirildi.
Biden yönetimi, YPG'ye destek vermeye devam etti ve Doğu Akdeniz'de Türkiye’nin Yunanistan ve Kıbrıs ile olan deniz anlaşmazlıklarında daha dengeli bir duruş sergiledi. Bu durum, Türkiye açısından hayal kırıklığı yarattı.
Biden yönetimi, Türkiye'nin F-16 savaş uçakları talebine olumlu yaklaşmakla birlikte, ABD Kongresi'nde bu satışa karşı bazı direnişler sürdü. Ayrıca, S-400'ler nedeniyle uygulanan yaptırımlar devam etti.
2. kez ABD Başkanı seçilen Donald Trump döneminde bu sorunlar çözülecek mi? Trump'ın ilk dönemini dikkate aldığımızda pek de olumlu konuşabilmek mümkün değil.
Çünkü 2017 yılında ABD Başkanı seçilen ve 2021 yılına kadar görevde bulunan bu süreçte, Trump ile Erdoğan arasındaki ikili ilişkiden kaynaklı bir miktar daha iyi olsa da krizler o süreçte de hiç bitmedi.
Trump'ın 1. döneminde, Türkiye'nin Rusya'dan S-400 hava savunma sistemi satın alması, iki ülke arasındaki en önemli sorunlardan biri oldu. ABD, bu satın almanın NATO güvenliği açısından tehdit oluşturduğunu savundu ve Türkiye’yi F-35 programından çıkardı. Ardından, CAATSA kapsamında Türkiye'ye yönelik sınırlı yaptırımlar uygulandı.
O dönemde ayrıca ABD'nin Suriye politikası derin krizlere neden oldu. Türkiye, YPG'yi terör örgütü olarak görürken, ABD bu gruba DEAŞ'a karşı mücadelede destek verdi. Trump yönetimi zaman zaman YPG’ye verilen desteği azaltma yönünde adımlar atsa da, bu konu ABD ile Türkiye arasındaki güven krizini derinleştirdi.
Trump, Türkiye ile ticaret hacmini artırma niyetindeydi ve iki ülke arasındaki ticari ilişkileri güçlendirme adımları attı. Ancak, bu olumlu yaklaşım zaman zaman diğer politik sorunların gölgesinde kaldı.
Trump'ın 1. Başkanlık döneminde yaşadığımız en büyük kriz ise "Rahip Andrew Brunson" olayıydı.
Bu süreçte iki ülke liderlerinin birbirlerine oldukça sert sözlerle çıkıştıkları, restleşmelerin yaşandığı, bakanlara yaptırım kararlarının alındığı benzeri pek görülmemiş bir çatışma yaşandı Ankara ile Washington arasında.
Hasar yalnızca ikili ilişkilerle sınırlı kalmadı. ABD Başkanı Donald Trump’ın, Brunson tahliye edilmediği gerekçesiyle doğrudan Türk ekonomisini hedef alan cezalandırma amaçlı yaptırımlara yönelmesi, yapısal nedenlerle zaten önemli bir kırılganlık taşıyan Türk ekonomisini de sert bir şekilde vurdu.
Yıla 3.79 TL’den başlayan dolar kuru Brunson’ın tahliye talebinin duruşmada reddedildiği 18 Temmuz’da 4.79’a çıktı. ABD Hazinesi’nin iki bakan hakkındaki önlemleri duyurduğu 1 Ağustos günü 5 TL eşiğini geçti. Trump’ın açıkladığı ikinci aşama yaptırımlar içinde Türkiye’den çelik ve alüminyum ithalatına gümrük vergisini arttırma kararının uygulamaya girdiği 13 Ağustos tarihinde, dolar kuru tarihin en yüksek noktası olan 7.21 TL’yi gördü.
Kurun bu şekilde tırmanması Türk ekonomisi üzerinde sarsıcı bir etki yarattı. Özellikle dövizle borçlanmış olan ya da ithalata dayalı çalışan şirketlerin bilançolarının bozulmasından konkordato ilanlarının artışına kadar zincirleme yaşanan bir dizi olumsuzluğa hep birlikte tanıklık ettik.
Brunson’ın 12 Ekim tarihinde mahkeme tarafından tahliye edilmesiyle birlikte ABD ile ilişkilerde bir normalleşmeye girilirken, ekonomik göstergelerde de bir düzelme yönelişi başladı.
Brunson krizinin ekonomiye yaptığı olumsuz etki bir yana, yargıya olan güven de bu dönemde ciddi bir şekilde yara aldı.
Yargının ABD’nin baskısı sonucu karar değiştirdiği izleniminin ortaya çıkması Türkiye'de yargı bağımsızlığına ciddi bir darbe vurdu.
Trump’ın 2019 yılında Suriye’yi konu alan bir krizde gönderdiği 'yakışıksız' mesajını, ayrıca Brunson kirizinde “Türk ekonomisini mahvederim” şeklindeki tehdidini hatırlayınca, bu dönemin nasıl olacağı konusunda şimdiden bir öngörüde bulunamıyorum.
Trump’ın her zaman dürtüleriyle hareket eden öngörülemez kişiliğini ve ayrıca seçim zaferinin getirdiği yükselmiş özgüven duygusunu da bu denkleme dahil edelim.
İşte bütün bu faktörlerin yan yana gelmesi, Trump dönemini dış politika alanında kestirilemez, ani değişikliklere açık bir hale getiriyor.
Yorumlar
Kalan Karakter: