Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in göreve gelmesinin üzerinden iki yıl geçti.
Bu iki yılımız, "Faiz sebep enflasyon sonuç" denilerek yüzde 8.5'lara kadar düşürülen faizin, adeta Hiroşima'ya atılan atom bombası gibi patlattığı enflasyonu düşürmeye çalışmakla geçti.
Bunun için de hepimizi fakirleştirdikçe fakirleştiren, ekonomik büyümeye öncelik veren ama alım gücünün erimesini gözardı eden 'dezenflasyon programı' altında ezildik, büzüldük hala da ezilmeye devam ediyoruz.
Bunca çetiğimiz acıya rağmen ne oldu? Enflasyon düzeldi mi?
Ne gezeeer!
Türkiye enflasyonda hala Zimbabve ve Arjantin'den sonra dünyanın en yüksek enflasyonuna sahip üçüncü ülkesi.
Ne yaparsak yapalım hükümetin iki yıldır süren “mücadele programı”na rağmen bu illeti kontrol altına alamadığımız, eylül ayı enflasyonunun açıklanmasıyla ortaya çıktı.
Çünkü enflasyonda aylık oran eylülde; yüzde 3,23’e çıkarak beklentileri aştı.
Neden böyle?
Çünkü ekonomi politikalarında ne yaparsanız yapın, hukuk ve siyasi riskler ve belirsizlikler bu mücadelede sizi daima akamete uğratıyor.
Sadece bizler, yani tek tek bireyler değil, şirketler, KOBİ'ler, yerli ve yabancı yatırımcılar kapitalist bir ekonomide ihtiyaç duydukları en önemli enstrümanı kaybettiler; 'GÜVEN' duygusunu…
Hukuktaki sıkıntılı durum ve siyasi riskler yüzünden, herkes ekonomi ve siyasette yakın geleceğe dair güvensizliği aşamıyor.
Bunun sonucunda da gıda, konut ve eğitimde zamlar durmuyor, hizmet sektöründeki fiyat artışlarının önüne geçilemiyor.
Enflasyonda aşılamayan en kötü taraf ne biliyor musunuz?
Bu fiyat artışları pek çok sektörde adeta UHU gibi yapışkan bir hale geldi.
Bu yapışkan enflasyon bir türlü çıkarılamıyor.
Ekonomistler bu tabloya bir isim koymakta da gecikmediler: Türk tipi enflasyon!
Yani ekonomide artık 'parasal' olmayan, Türkiye tipi bir enflasyonla yaşıyoruz.
Sadece faiz yoluyla ve rastgele döviz müdahaleleri ile enflasyonu hafifletmeye çalışıyoruz.
Ama;
19 Mart operasyonları, belediye başkanlarının birer birer gözaltına alınıp tutuklanmaları, gazeteci davaları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyulmaması…
Bir demokrasi ve hukuk krizi yaşadığımız ortada…
Durum böylesine bir 'güven' bunalımına sürüklenince de, ev sahiplerinden şirketlere, aracı kurumlardan tekel ağlarına kadar tüm kesimler, mevcut belirsizliklere karşı kendi rantlarını korumak için yüksek fiyatlar koymaya devam ediyorlar.
Bu yüzden de enflasyon yapıştı, çıkmak bilmiyor.
Başkanlık sistemi ekonomiyi düzeltecek zannettik ama sonuçları daha da ağır oldu.
Sonuç olarak; verdik yetkiyi gördük etkiyi!
***
İLO SAMSUN'U SEÇTİ
Samsun 14-15 Ekim tarihlerinde, Uluslarası Çalışma Örgütü (İLO)'nun destek verdiği önemli bir organizasyona evsahipliği yapacak.
Büro Emekçileri Sendikası (BES) Genel Basın yayın Halkla İlişkiler Sekreteri Yılmaz Tuluk bir iki gün önce telefonla beni aradı ve bu önemli toplantıya Samsun'daki bütün basın mensuplarının davetli olduğunu belirtti.
Toplantının amacı ise ülkemizde yıllardır ağır bir sömürü, güvencesizlik ve geleceksizlik kıskacına mahkûm edilen genç kamu emekçilerinin durumunun masaya yatırılması.
Yüksek enflasyon, düşük ücretler ve iş güvencesinin sistematik biçimde ortadan kaldırılmasının, gençlerin geleceğini gasp ettiğini belirten Tuluk, "İşte tam da bu nedenle, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) desteğiyle 14-15 Ekim 2025 tarihlerinde Samsun SİMİSSO Otel’de “Genç Eğitim Programı” gerçekleştirilecektir.
Bu eğitim, sadece teknik bir toplantı değil; gençliğin emeğini, onurunu ve geleceğini savunma iradesinin bir ifadesidir" diyor.
Toplantıya, uluslararası emek mücadelesinin en önemli kurumlarından biri olan ILO Türkiye Ofisi Direktörünün de katılacağını buraya not olarak bırakayım.
Yorumlar
Kalan Karakter: