ÖYLESİNE gerçeklerden uzak yaşıyoruz ki!
Dersiniz ki, dünyanın tapusu bizim.
Kimse ölümü kendine yakıştırmıyor.
Öylesine bir hırs bürüyor ki bedenleri…
Ne istekler bitiyor hayat adına…
Ne de beklentiler…
Ne bekliyoruz peki?
Daha çok para…
Daha çok sevgi…
Sınırsız tolerans…
Hak etmediğimiz kadar saygı, belki…
Böyle bir dünya var mı peki?
Bence yok da…
Öyle olduğunu iddia edenlerde çoktan öldü, gitti.
Dedim ya, bir nefes kadar yakın ölüm…
Belki de an meselesi.
Bir an, bir saat, bir gün,1-10 yıl.
Ne zaman geleceğini belemeyiz ki!
Dün tanıdığın biri öldü.
Senin ne kadar zaman sonra öleceksin hiç düşündün mü?
Böyle deyince bir hikâye geliyor aklıma her zamanki gibi;
“İki sarhoş mekan tuttukları mezarlıkta kafayı çekiyorlarmış yine…
Sohbet tavan yapmış, kafalar kıyaklaşmış…
Bu arada cenaze arabaları vakit namazlarının peşinden bir bir gelmeye başlamış.
Kalabalık bir cenaze korteji gören sarhoşlardan biri arkadaşına, ‘Dur gidip sorayım bakalım neden ölmüş.’
Yaklaşmış cenazeye katılanlardan birinin yanına.
Sallanarak baş sağlığı dilemiş ve sormuş;
‘Rahmetli neden öldü, içer miydi’ diye.
‘İçerdi’ demiş adam. Bir türlü vazgeçiremedik!
Sarhoş gelmiş arkadaşının yanına, duyduklarını anlatmış.
Kederlenmişler, birer kadeh daha yuvarlarlarken, beş dakika sonra bir cenaze daha gelmiş.
Bu sefer diğer sarhoş, ‘ Bu sefer ben soracağım’ deyip ayaklanmış ve cenazeye yaklaşmış, sormuş;
“Neden öldü. İçer miydi’ diye…
‘Ne içki ne de sigara içerdi rahmetli’ cevabını alınca dönmüş arkadaşının yanına ve;
Boş ver. İçen de ölüyor. İçmeyen de… İçenle, içmeyen arasında beş dakika var. Hadi şerefe’ demiş.
Camiden yükselen sela sesinden beş dakika sonra sıranın size gelmeyeceğini kim söyleyebilir?
Yani, bir nefes kadar yakın ölüm.
Nefes gitti, hayat bitti.
Söylenecek ne kalıyor ki geriye, seladan sonra;
“Bir kişi daha gitti.”
Yorumlar
Kalan Karakter: