BAZEN tenkitte ölçüyü kaçıranları, boş sözlerle başkalarını yermeyi adet edinenleri kınıyorum.
Fikrin yoksa saygı göstereceksin.
Varsa adabınla ortaya dökeceksin.
Böyle yapacaksın ki saygın olabilesin.
Sözlerinin itibar görmesinin başka bir yolu yok.
Ama dedim ya, bazen gerçekleri isyanlarıyla dile getirenler var.
Bana sorarsanız son derece haklılar.
O gerçeklere sırt dönüp, ranttan yana olup nasiplenenler elbette bu haklılığa itibar etmeyeceklerdir.
Samsun’un tamamını konuşmak uzun sürer.
Ömrümün çoğunluğunu geçirdiğim Atakum’un talihsiz değişimi için ise çok şey söyleyebilirim.
Neredeyse 1960’tan beri Atakumluyum. En bakir halinden bugünkü rezil haline geçişini ve yaşananları izleyen canlı şahitlerden biriyim.
Dağ, tepe…
Ağaçlık ve ekili alanlardan oluşan arazi silsilelerinin oluşturduğu geçmişteki adıyla Matosyon, bugünkü tanımlamasıyla Atakum’a bakış yaşam amacına göre değişiyor.
İlk beton kütlesiyle tanıştığı adres Türk-İş Evleri’dir Atakum’un…
Sonrasın bir sayfiye ve yazlık sevdası başladı.
Bazı iş adamları ve ünlü doktorlarımız büyük arazileri, üç kuruş karşılığında köylünün elinden alarak kapattılar.
Önce kumluk tarafında yazlıklar türemeye başladı.
Sonra yolun güneyi, Atakum’u keşfedenler tarafından site ve binalarla betonlaştırıldı.
Ama Atakum’u sefaletle tanıştığı asıl dönem küçük belediyelerin küçük başkanlarıyla yaşadığı dönemdir.
1994’te büyükşehir kurulana kadar kafalarına göre yönettikleri Atakum yerleşim bölgelerini darmadağın ettiler.
Deniz kenarına 7-9 katlı imar müsaadelerinin verildiği dönemden bahsediyorum.
Sonrasında daracık yollar açıp, bulvar ilan ettiler.
Sadece etmekle de kalmayıp, yolun her iki kenarına çok katlı binalara uygun imar planları düzenlediler.
Büyükşehir oluşumuna geçildiğinde artık çok şeyi bir daha eski haline döndüremeyecek şekilde kaybetmiştik.
Yıllar ilerleyip, şehircilik anlayışı olgunlaşmaya başlar diye düşündüğümüz dönemler ise tam bir hayal kırıklığı Atakum için…
Ne demek istediğimi anlamanız için sadece Atakum-Yenimahalle-Alanlı aksında kuzeyden güneye uzanan Ali Gaffur Okkan Caddesi’ni bir gezmeniz yeter.
Ne matah bir anlayışsa, yola bitişik parsellere çok katlı yapı müsaadesi verilmesini plancılık belleyenler hem kentin nefes alanlarını körelttiler.
Hem de görsel olarak dönüşümsüz bir çirkinliğe imza attılar.
Ne yazık ki, bu garip anlayış ilçenin her tarafında yıllara sari olarak hakim oldu.
Bakın cadde diye adlandırılan yol güzergahlarına.
Bakın bulvar olarak tanımlanan bölünmüş yol güzergâhlarına…
Yükselen her yapı, yeni bir Çin Seddi gibi insanların deniz rüzgarına hasretini arttırdığı gibi rantın kesesini de daha çok doldurmayı hedefliyor.
Ne yazık ki, bu çirkin model anlayış ve kabulüne bugüne kadar temelden karşı çıkacak ve dur diyecek bir irade gelmedi.
Kent adına,
Yapılaşma anlayışı adına,
Şehircilik tanımı adına ve bu tanıma sahip çıkmayanlar adına utanıyorum.
O nedenle, ‘bugün iyi yapılan işleri duyurmayı hedefleyen yöneticilere hitaben yazılmış ve bu çok katlı rantlara ne zaman dur diyeceksiniz’ ifadelerini oluşturan doğru sözlere ve tenkitlere yürekten katılıyorum.
Bir şehir, bir yöre nasıl katledilir gerçekten yıllardır güzel bir örneğini veriyorsunuz.
Umarım bir gün yaptıklarınızda kendiniz ve kentiniz adına utanırsınız!
Yorumlar
Kalan Karakter: