ÜLKEMİN sorunlarına elbette uzak ve yabancı değilim.
Yakın olduğunu iddia eden herkesten yakın olduğumu.
Meselelerin ve bugün çekilen sıkıntıların özüne inebilecek kadar ilgili olduğumu herkes bilir.
Ama her şey, her zaman konuşulmuyor.
Özellikle toplum görevi üstlenmiş kişilerin, ki bu gruba kendimi de dahil ediyorum.
Her konuyu her zaman, her yerde konuşulmaması, yazılmaması gerektiğini biliyorum.
Konuşanlar yok mu?
Var elbette.
Mesela siyasiler.
Onlar konuşuyor.
Fütursuzca…
Bazen ahlak sınırlarını zorlayarak.
Birbirlerini tehdit ediyorlar.
Yalancı, hırsız, eşkıya, gayri ahlaka dayalı her ne varsa söylüyorlar.
Ama onların bir mazereti var.
Yan yana gelince, ‘Biliyorsun bunlar siyaseten söylenmiş sözler. Sakın canını sıkma’ diyebiliyorlar mesela.
Dillerine gem vurdukları yok.
Dokunulmazlıkları var zira!
Hemen arkasına sığınıyorlar.
Zaman zaman bana da ‘Bu kadar şey oluyor niye yazmıyorsun’ diyen çıkıyor.
Haklılar da…
Ama bende haklıyım.
Benim dokunulmazlığım yok.
Güvenecek, sığınacak bir yerim de…
O nedenle dikkatli, özenli ve seçiciyim.
Ben bilmiyor muyum, dün eşkıya denilenlerle bugün bir arada olanlara bu nasıl iş, diye sormayı…
Bu nasıl bir gudubet siyasettir ki,
Ben yaparsam teröristle iş birliği.
Siz yaparsanız siyasetin, gelişmelerin gereği!..
Oysa bu konu bir devlet politikası olmalı.
Bir araya gelinerek ortak karar alınmalı.
Ve herkes bu karara sahip çıkmalı.
Devlet ve kurallar sana göre, bana göre olmaz!
Daha doğrusu ben öyle biliyorum.
Olursa bunun adı demokrasi olmaz.
Hukuk karşısında eşitlik sağlanmaz.
Elbette devletimizin ali menfaatleri bir takım görüşmeleri, birliktelikleri ve hatta;
Beraber yol yürümeyi gerektirir.
Ama bu yolda hepimiz aynı adımı atmalı.
Hepimiz aynı devlet hoşgörüsü anlayışına sığınmalıyız.
Şimdi ben buna karşı çıksam.
Siyasetçiler gibi aynı dili kullansam.
Ne olur hepimiz biliyoruz değil mi?
Onun için bana neden konuşmuyorsun, yazmıyorsun diye sormayın.
Konuşsam, yazsam bir dert!
Konuşmasam, yazmasam eşek yüküyle dert!
Yorumlar
Kalan Karakter: