Rusya'nın Ukrayna'ya saldırısının üzerinden daha bir hafta geçmeden sonuçları ortaya çıkmaya başladı.
Birleşmiş Milletler, Rusya'nın işgali sonrası çoğu kadın ve çocuk 660 binden fazla kişinin, Ukrayna'yı terk ettiğini açıkladı.
Rus oligarkların malvarlıklarına el konuldu. Batılı firmalar Rusya'yı terk etmeye başladı.
Yine Birleşmiş Milletler'in açıklamasına göre şimdiye kadar Ukrayna’da 13’ü çocuk en az 136 sivil hayatını kaybetti.
Televizyonlarda onlarca yorum, hesaplama, analiz...
Aslında, Dünya'yı diken üstünde tutan "Çar'ın dönüşü" yakıştırmasına konu olan bu süreci Putin, adeta ilmek ilmek dokudu desek yeridir.
Her şey Çeçenistan'daki savaş ile başladı. Gürcistan'dan bağımsızlığını ilan etmiş Abhazya ve Güney Osetya'nın tanınmasıyla devam etti, Güney Kafkasya ve Orta Asya'da Rus yönetimini destekleyen yönetimlerin göreve getirilmesiyle daha da perçinlendi, Ukrayna'daki son müdahaleyle yerli yerine oturdu.
2000'lerin ortalarından bu yana, Rusya Federasyonu'nun temelini oluşturan özerk cumhuriyetlerin, özerk yapılarını daraltan otoriter bir merkezileşme yaşanıyor.
Sovyetler Birliği döneminde gerileyen muhafazakâr değerler desteklenirken, Çarlık ve imparatorluk dönemlerinde sisteme meşruiyet katan Ortodoks Kilisesi'ne itibarı iade ediliyordu.
Rus milyarderler diyebileceğimiz ‘oligarkların kontrol altına alınması’ da, yine Putin'in 'güçlü lider' imgesinin inşasında diğer ayağı oluşturdu.
Bütün bunlar sistemin önce toparlanmasına, sonra otoriter sistemin yeniden inşasına hizmet etti.
Ardından Çeçenistan'da bağımsızlık iradesi tamamen ezildi; Çeçen müftü Ahmet Kadirov ve oğlu Ramazan Kadirov eliyle Kremlin'e bağlı bir rejim oluşturuldu. Sonra da sıra civara geldi.
Putin daha sonra Batı'nın 'Rus nüfuz alanlarına yönelik operasyonları'na el altı. Gürcistan'da olup bitenler, Putin'in bu yöndeki en önemli adımı oldu.
2003'te 'Gül Devrimi' ile Mihail Saakaşvili'nin Gürcistan'da iktidara gelmesi, ertesi yıl da ‘Turuncu Devrim’le Ukrayna'daki değişim, 2005'te de Kırgızistan'daki Lale Devrimi, Rusya'nın nüfuzunu kaybetme riskiyle tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı üç önemli olaydır.
Başlangıçta Putin bunları izlemekle yetindi ama o da 2008 yılına kadar.
Gürcistan'ın 2008'de Güney Osetya'ya askeri harekât başlatıp operasyonun ilk anlarında, Rus Barış Gücü Karargâhı'nı vurması ile Putin için de tarihi fırsat doğdu. Tankları birkaç saat içinde Gürcistan'a indiren Putin, Gürcistan'a da ‘Güney Osetya ve Abhazya'yı ebediyen unutabilirsin’ mesajını vermiş oldu.
Artık Putin için yüzünü Ukrayna'ya dönme zamanı gelmişti. 2003'lerde Rus yanlısı Viktor Yanukoviç Ukrayna'da koltuğunu kaptırmış, 2010 yılındaki seçimdeki yeniden geri almıştı. 2013'te yüzünü tekrar Rusya'ya döndüğünde ise, bu kez batı yanlıları da sokaklardaydı. Ama kaybeden sadece Yanukoviç değildi. Siyasal iklim artık zehirlenmişti, Radikal sağ, aşırı milliyetçi ve neo-Nazi grupları da Ukrayna'da artık cirit atıyordu.
İşte böyle bir atmosferde bugünlere gelindi. Ukrayna komedyen bir lideri başkanlığa taşıdı. Onun da Nato'ya girme taleplerini açık açık dillendirilmesi, Putin için bardağı taşıran son damla oldu.
Bütün dünyayı ayağı kaldıran Ukrayna müdahalesi işte böyle başladı.
Fakat kim ne derse desin Rusya'da 'Çarın dönüşü', tıpkı tarih sahnesinden silindiği 1915'te olduğu gibi bir hayli gürültülü patırtılı oldu.
Yorumlar
Kalan Karakter: