Küresel ısınmanın etkilerini her geçen yıl hissetmeye başladığımızdan bu yana, her bahar ya da yaz mevsimi geldiğinde artık yüreklerimiz de ağzımıza geliyor.
Neden mi?
Köşe yazılarımın arşivini şöyle bir taradığımda bu aylarda en çok çevre sorunları, küresel ısınma, Samsun'un defalarca kez karşı karşıya kaldığı 'sel' ve afetlerle ilgili yazılar yazmışım da ondan.
Samsun şehir merkezini adeta çamura gömen 2007 yılındaki sel felaketinden sonra 2012 yılında da Canik ilçemizde 13 vatandaşımızın hayatını kaybettiği büyük sel felaketi hala hafızalarımızda.
O tarihten sonra da hemen hemen her yıl Samsun merkezde ya da ilçelerinde büyük sel felaketleri yaşadık. Kimi zaman şehrin batısında Atakum, kimi zaman doğu ilçelerinden Terme, kimi zaman Çarşamba, kimi zaman Salıpazarı ya da Ayvacık ilçelerinde, yerleşim alanları, köyler, tarlalar sel suları altında kaldı.
Yaşanan can kayıplarının yanında binlerce dönüm tarım arazisinde ekili ürünler heba oldu, yollar yarıldı, köprüler çöktü.
O yüzden Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan'ın talimatıyla SASKİ'nin yağmur sularını denize tahliye eden kanal ve dere yataklarının temiz tutulması için 37 derede başlattığını duyurduğu temizlik çalışmalarını çok önemsiyorum.
Çünkü bu derelerin büyük bir çoğunluğu Atakum, İlkadım, Canik ve Tekkeköy gibi binlerce insanın yaşadığı yerleşim yerlerinin çok yakınlarında bulunuyor.
Daha geçen yıl 6 Haziran'daki yazıma 'Bu kaçıncı çamur deryası' başlığını atmıştım.
Samsun-Ordu karayolunun bile, denizin yanı başında olmasına rağmen sel suları altında kalması, biriken selin denize ulaşmaması şehircilik adına çok yanlış projeler yaptığımızın sadece bir örneğiydi.
Küresel ısınma önümüzdeki yılların en önemli meselesi olacağını artık sağır sultan bile biliyor. O yüzden bütün yerel yönetimler altyapı çalışmalarını ve dere ıslahlarını ve çevre meselelerini öncelikle gündemlerine almak zorundalar.
Küresel ısınma diyoruz, seller, şiddetli yağmurlar artacak diye bas bas bağırıyor bilim insanları; bizim belediye başkanları nerede olmayacak, mahkemelerden dönecek bir iş var onun peşindeler ya da peşindeydiler diyelim. Umarım yeni dönemde bunlarla karşı karşıya kalmayız.
Çünkü yağmur yağar sele teslim olursun, deprem olur doğru dürüst denetlenmeden yapıldığı ortaya çıkan binaların enkazında can verirsin, tarım dersin, çevre dersin ova dersin maden ocaklarına, taş ocaklarına, çörçöpü yakıp güzelim cennet bir ovayı zehirleyecek santraller dikersin, dikilmesine belediye olarak ses çıkarmazsın, dünyanın bir ucundan gelmiş altın arama şirketlerine memleketinin dağlarını delik deşik ettirip bir de siyanürlü altın arama izni verirsin, yetmedi bir de belediyenin iş makinelerini seferber edersin...
Belediyecilik öyle lafta peynir gemisi yürüterek olmuyor. Kent ve kentlilik bilincinin yanında akılla ve bilimle oluyor.
***
Kurban Bayramı, insanlık tarihi incelendiğinde; insan kurban edilmesine ve yamyamlığa karşı bir devrimdi.
İnsanı, insan eti yemekten kurtarmayı, insanın kendisini fark etmesini, önemsemesini amaçlamıştı.
İnsanın, insan eti yemesinin önüne geçildi ama insanın insanı öldürmesinin önüne ne yazık ki geçilemedi.
Bayramların hele de Kurban Bayramı'nın dayanışma duygularının en yüksek olduğu günler olduğunu hatırlatmak isterim.
Hiç kuşkusuz bayramlar birlik ve dayanışma duygusu herkesi sardığında bir anlam ifade eder.
Her bayramda olduğu gibi bu bayramda da ekonomik olarak güç durumdaki yakınlarımızla, komşularımızla, hemşehrilerimizle dayanışmak için daha çok özveri gösterelim.
Kurban Bayramınızı en içten duygularla kutluyor; insanın insanı, sahip olduğu 'yiyeceklere' el koymak için de öldürmeyeceği, yeryüzü nimetlerini eşitçe paylaşacağı, özgür yarınlara ulaşmasını diliyorum.
İyi bayramlar...
Yorumlar
Kalan Karakter: