“İslam Birliği...”
İsrail'in Gazze'ye yönelik bombalı saldırılarının devam ettiği, kara harekatının her an başlayacağının söylendiği bir atmosferde, Müslümanların sesinin neden daha gür çıkmadığına yönelik eleştiriler artıyor.
Böyle bir atmosferde bütün gözler, İslam Birliği ülkelerinden gelecek, güçlü bir ortak ses bekliyor. Ama o ses bir türlü çıkmıyor.
Oysaki bugün İslam ülkelerinin tek çatı altında toplandığı tek kuruluş İslam Birliği Teşkilatı. 57 üye devlet var ve Türkiye bu birliğin kuruluşundan bu yana üyesi.
İslam İşbirliği Teşkilatı, nüfusu itibariyle Birleşmiş Milletler’den sonra dünyadaki en büyük uluslararası kuruluş.
Peki, gerçekten de bir İslam Birliği var mı bu dünyada? İsrail-Filistin çatışmasında tarafların izlediği politikalara bakarsanız, hayır böyle bir işbirliğinin esamesi bile okunmuyor. Bugünkü gerçekliğe uymuyor yaşananlar.
Neden?
İslami diye tabir edilen ülkelerin her biri kendi içinde ve çoğu birbirleriyle derin çelişkiler ve hatta savaş içindeler de ondan.
Oysaki karşılarında ortak bir tehdit ve düşman yok. Kendileri dışında yani. Neden böyle diye soracak olursanız; bu ülkelerin İslam’ı yorumlaması farklı da ondan. Netice olarak bir tek değil, çok çeşit İslam'la karşı karşıyayız.
Bir de buna milliyetçi ve sınıfsal çıkarları birleştirin ve çıkarlarla dini bütünleştirin, meseleyi de kavrıyorsunuz. Din ya da mezhep kavgası söz konusu olduğunda, arkasında hep o çıkar ve güçleri aramanız yeterli.
Mesela; Suudi Arabistan'ın Vahabiliği, Katar'ın Selefiliği İslam'ın radikal milliyetçi Arap versiyonları durumunda.
Arap ülkelerinde yeterli Şii nüfus olmasına rağmen, Şiilik ise resmi İran milliyetçi ideolojisine dönüşmüş halde.
Bu ayrışmayı daha da açıklayıcı hale getirelim; örneğin İran'da da şeriat var Suudi Arabistan'da da. Ama bunlar birbirlerinin düşmanı durumundalar.
Türkiye'de bile birileri hala şeriat ve halifelik istiyor örneğin.
Ya da terör örgütü IŞİD'i hatırlayın. Halifelik devleti kurmadılar mı?
Yani her İslamcı devlet hatta kendilerine İslamcı diyen terör örgütleri bile, kendine göre bir halifelik istiyor.
Hepsi birbirini boğazlıyor. Şeriatçiler şeriatçilerle, halifeler halifelerle savaşıyor. Kaç çeşit şeriat, kaç çeşit halife var?
Ama hepsi (terör örgütleri) aslında emperyalizmin Orta Doğu'yu, İslam’ı ve insanlığı imha etmek için kullandığı kiralık katilleri ve para-militer güçleridir.
Batı ise İslam ülkelerindeki mezhepsel bu ayrışmaları körükleyerek hatta silahlı terör örgütleri kurdurarak, İslam coğrafyasının, enerji kaynaklarının sömürülmesi, ekonomik siyasal ve toplumsal açıdan istikrarsızlaştırılması, her bakımdan geri bıraktırılmasında, laiklik, akıl, bilim ve demokrasiden uzak tutarak altının oyulması için çalışıyor.
İşte bu yüzden İslam coğrafyasının genelinde alabildiğine sefalet ve karmaşıklık var, demokrasinin zerresinden bahsedilemez. Kadın hakları, çevreyi koruma bilinci mi? Bunlar hep lüks şeyler.
Bakın yakın süreçte; Suudi Arabistan ile İsrail arasında barış diyalogları başlamıştı. Ama İran'ın vekalet gücü Hamas'ın 7 Ekim'de İsrail topraklarına girip yaptığı saldırının ardından, İsrail'in Gazze'nin sivil halkına yönelik katliamı ile bu diyalog da bir anda kesildi. Artık sittin sene Suudilerle Yahudiler bir araya gelemezler. İran zaten Yemen'de Husiler aracılığıyla Suudilerin yıllardır canına okuyor.
O yüzden; İslam dünyasının önce kendi içinde sonra da Filistin'de kalıcı bir çözüm bulabilmesi, yeniden "İslam Rönesansı" günlerine dönebilmesi için, yüzünü geçmişe değil geleceğe dönmesi gerekiyor.
İslam Rönesansı'nı güncellemek ise, öyle cihat ve şeriatla değil, demokrasi ve insan hakları ile mümkündür.
"İslam, demokrasiye müsait değildir, İslam uygarlığı asla demokratikleşemez" diyenlerle "demokrasi batı icadıdır öyleyse biz demokrasi karşıtı olmalıyız" diyenler, çok açık söylüyorum objektif olarak batı emperyalizmine hizmet etmektedirler.
İslam Birliği mi?
İslam coğrafyası ancak gerçek bir demokrasiye kavuştuğunda, İslam birliğini kurabilir!
Yorumlar
Kalan Karakter: