Günlerdir Sezen Aksu'nun yazdığı bir şarkı sözü üzerinden yürütülen tartışmaların ortasında kaldık.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bu şarkı sözlerine yönelik olduğu iddia edilen 'dilini koparırız' sözlerinin ardından özellikle iktidara yakın medyadaki yayınların yanı sıra, siyasilerin ve gazetecilerin 'kin ve öfke' dolu sözleri, boy boy gazetelerde ve televizyonlarda yine toplumsal kamplaşmayı körüklemekten öteye hiçbir işe yaramadı.
Ve Erdoğan önceki akşam bir televizyon kanalında oldukça net bir şekilde açıkladı:
"Benim açıklamalarım Sezen Aksu'ya değildi. Sezen Aksu Türk müziğinin önemli bir ismidir. Şarkılarıyla insanımızın duygularına tercüman olmuş bir sanatçıdır."
Böylece 'kamplaşma mühendisleri' yine ters köşe oldu.
Erdoğan'ın bu cenahı 'ters köşe' yaptığı ilk örnek değil aslında bu son olay.
En bilineni 2018 yılında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin güncellenmesinin ABD'li danışmanlık şirketi McKinsey tarafından yapılacak olmasıyla ilgiliydi.
Yine o süreçte de iktidara yakın gazeteler, yorumcular ve köşe yazarlarından oluşan koro, anlaşma yapılan Amerikan McKinsey şirketinin faziletlerinden bahsederlerken, bakanlıkları da denetleyecek olan bu kuruluşun Türkiye'ye ne kadar faydalı olacağını anlata anlata bitiremiyorlardı.
Ama işler birden ters döndü.
Cumhurbaşkanı Erdoğan “McKinsey'e gerek yok! Biz bize yeteriz!” diye açıklama yapınca, tüm yandaşların hepsi ters köşe oldu!
Sezen Aksu olayında da o dönemde Erdoğan'ın ters köşe yapmasıyla McKinsey'in faziletlerini anlatamaya devam edemeyenlerin şimdilerde yine sesi soluğu kesildi.
İnsan haliyle gülümsemeden yapamıyor.
*** *** ***
Türkiye'nin kara teslim olduğu bir günde, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun, İngiliz Büyükelçisi ile yediği yemek de günlerdir gündemimizin başköşesinde.
Karla mücadeleyi akamete uğrattığı iddia edilen İmamoğlu'na yönelik eleştirilerde, paralı yollarda gıdım ilerlemeyen trafiği ve kapatılan Atatürk Havalimanı’na inmek zorunda kalan bakanları hatırladığımda, eksikliğin sadece İmamoğlu ile kalmadığı bütün açıklığıyla ortada.
Ancak bu konuda benim asıl dikkatimi çeken, günler öncesinden alınmış bir randevunun, kar kış kıyamette gerçekleştirilmesi için verilen yoğun emek.
Ankara'daki İngiliz büyükelçi o karda kışta kalkmış taaa Ankaralardan bu randevuya katılabilmek için İstanbul'a kadar gelebilmiş. Sıradan bir yemeğin yenilebilmesi için bu kadar çaba nedendir, doğrusu ben de merak etmiyor değilim. Neymiş bu kadar önemli olan buluşmanın içeriği merak edilmeyecek gibi değil doğrusu.
Öte yandan İmamoğlu'nun açıklamalarına göre yemeğe ilişkin görüntülerin bir MOBESE kamerasından alındığı iddiaları da bir hayli kafa karıştırıcı.
Millet İttifakı'nın en muhtemel Cumhurbaşkanı adayı olması beklenen bir kişinin çalışmalarının ve açıklamalarının izlenmesi doğal karşılanabilir karşılanmasına da..
MOBESE kameralarına kadar bir istihbarat çalışması yapılması.
Bu kadarı da biraz fazla değil mi?
Yorumlar
Kalan Karakter: