Ruhsal Dayanıklılık (Rezilyans) son dönemlerde uzmanlarına en sık soru gelen, basılı ve görsel medyada sık yer alan konulardan. Basılı-görsel medya kaynaklarının, iletişim araçlarının gelişmesi ile bilgi alışverişimizin hızlanması birçok konuda olduğu gibi bu konuda da farkındalığımızı ve paralelinde hassasiyetimizi artırdı. Artan hassasiyetimiz bir kısmımızda konuya odaklanma yaratırken bir kısmımızda da eksik hissetmeyle çıktılandı.
Konu üzerinde okuduğum, izlediğim, dinlediğim yayınlar hem sosyal hem iş hayatında çevremden edindiğim deneyim ve bilgilerim çerçevesinde konuya bakışımı sizlerle paylaşmak bu haftaki yazımda.
Ruhsal dayanıklılığa her zamankinden daha çok ihtiyaç duyduğumuz dönemler geçirdiğimiz çoğumuzun malumu. Sosyal hayatta iletişimin hız kazanması, bilgiye ulaşmanın hızlanması birçok alanda fırsat demek tabi ki ancak atlamamalıyız ki yöntemin doğru kullanılamaması da olumsuz etkiler doğurabiliyor. Bireylerin kendini eksik hissetmelerine ve yanlış algılar doğuran içeriklere dikkat etmesi bu noktada önem arz ediyor. Ruhsal Dayanıklılığı ‘Bizlerde olumsuz etki uyandıracak olaylar karşısında duygu durumumuzun değişmemesi gerektiği’ şeklinde tanımlamak doğru sonuçlar vermeyebiliyor.
Yaşadıklarımızın duygusal durumumuzda etki oluşturmasının normal olduğunu bilerek başlamak ruhsal dayanıklılık kavramını incelerken ilk adımımız olmalı. Duygu değişikliklerimiz ruhsal dayanıklılıktan yoksun olmamızla değil insan olmamızla bağlantılıdır. Bu duyguları yönetmekte zorlanmamız, ruhsal olarak yorgun hissetmemiz de son derece normal bir haldir. Dayanıklılığımızı artırma yolculuğumuza bu halin farkındalığına vararak başlamamız büyük katkı yaratacaktır. Yorgunluk doğada var olan ve birçok canlı için geçerli bir durum. Duygusal yorgunluk hissetmemiz insana özgü ve çok normal. Bu halle barışık olalım ki duygusal dayanıklılığımızı doğru tanımlayabilelim, duygularımızı ifade edebilelim, kontrol altına alabilelim, bu noktada yol alalım. Özetle duygusal farkındalığımızı geliştirelim. Duygu regülasyonu tanımıyla genellenen bu durum bireyin yaşam kalitesinde gözle görülür artış doğurur.
Sosyal hayatımızda da iş hayatımızda da yaşadıklarımız bizlerde duygusal ve mental yorgunluklara yol açabiliyor. Bu konuda yeterliliğimizi devamlı ve zamansız sorgulamak da kendimizi eksik ve zayıf hissetmemizle sonuçlanabilir. Duygularımızı tanımak, nedenleri hakkında fikir sahibi olmak fark yaratan bir etki. Duygularımızı bastırmak hatta yok saymak yerine onları tanımaya çabalamak, olayları ve durumları olumlu-olumsuz tüm sonuçları ile incelemek üç yüz atmış derece düşünebilmek, zihnimizi olumlu sonuçlanması için kullanmak, dayanıklılığın olmazsa olmazlarından. Bakış açımızı genişletelim geniş bakalım ve olumlu düşünelim, hissettiklerimiz için kendimizi suçlamayalım, olumlu bakarak çaba ortaya koyalım.
Yalın iletişim kurma alışkanlığımızın gelişmiş olmasına, kendimizi netlik içeren ifadelerle izah edebilme yeteneğimize yatırım yapmamızın da olumlu sonuçlar doğuracağı aşikâr.
Fiziksel sağlığımıza gösterdiğimiz önemin de etkisini göz ardı etmemeliyiz. Bazı ruhsal etkilerin, duygu değişikliklerinin bedensel kökenli olabilmesi mümkün. Bu noktada stres yönetimine ilişkin fizyolojik çalışmalar da olumlu sonuçlar verecektir, bunun sağlıklı beslenme alışkanlığı geliştirme ile de desteklenmesi sonuca gitmeyi kolaylaştırır.
Yolunda gitmediğini düşündüğümüz bir durumda bunu hayatımızın tamamı için genellemek, kendimizi kurban psikolojisine sokmak yerine, engeller karşısında geliştirebileceklerimizi düşünmek, kendimize güvenmek ve sakin kalmak olumlu sonuçlara ulaşmamızı şüphesiz ki kolaylaştıracaktır.
Gezegende geçireceğimiz süreyi hiçbirimiz tam olarak bilemiyoruz ancak her birimizin gelecekle ilgili ümitleri var ve bizi hayata bağlı tutanlar da çoğunlukla ümitlerimiz, hedeflerimiz. Kendimize hedefler belirleyelim ve hedeflerin büyüklüğü ne olursa olsun ulaştığımız sonuçları göğüsleyelim. Böylelikle problem çözme yeteneğimiz zamanla gelişecek ve bu olumsuzluklar karşısında sakin, soğukkanlı kalabilmemize de etki edecektir.
Kendimizi iyi ve doğru ifade ettiğimiz alanlar geliştirdiğimizde ruhsal dayanıklılığımızın sağlamlaştığını hissederiz. Bu aynı zamanda planlı hareket edebilme yeteneği olarak da gelişir.
Çok sevdiğim bir söz var Marcus Aurelius’a ait, şöyle der: ‘Ölmekten Değil Yaşamıyor Olmaktan Kork.’
Kendimizi, yaşamı sevelim, duygularımızla barışık ve onların farkında olalım, nedenlerini makul, sakin bir halle inceleyelim ve hissettiklerimiz için kendimizi suçlamayalım.
Asla unutmayalım ki yarınları daha güzel hale getirmenin en sağlıklı yolu, bugünü güzelleştirmektir. Tüm okuyucularıma sağlık ve neşe dolu, keyifli bir hafta sonu diliyorum.
Yorumlar
Kalan Karakter: