ATAKUM benim gençliğim.
Büyüdüğüm, geliştiğim yer.
Çok şeyin başlangıcının hayatıma dahil olduğu…
Hayat adına önemli kararları aldığım yer.
Hem soysal ve mesleki hayatımda.
Hem spor dünyasında…
Hem de 1990’lı yılların başında dahil olduğum görsel ve yazılı medya dünyasında.
Bir kentin kuruluşuna tanıklık ettiğim yer.
Bakir alanların tek tek gözden kayboluşunun ve yitirilişinin senaryodan gerçeklere dönüştüğü, tabiat ananın bize sunduğu güzelliklerin yitirilişine göz yumulduğu yer.
Onun için Atakum’dan sık sık bahsederken;
“Altın gibi kumsallar.
Gök mavisi bir deniz ve yeşilin mekân tuttuğu yer” olarak bahsederim hep…
Bu tarife uyan masal gibi rüyanın ne zaman erozyona uğradığını biliyor musunuz?
1965’te geçen kadastro sonrası…
O güne kadar denizin çırpıntılı dalgalarının sahile usul usul vurduğu yerden Bafra Şosesi’ne kadar olan alan kumsaldı.
Ne zaman kadastro geçti, satın aldıkları yerlerin belli toprak derinliğinde olması gerektiği tüyosunu alan tüm arsa sahipleri kamyon, kamyon toprak döktürdüler.
Sonra toprak dökülen yerlerdeki derinlikler ölçüldü.
Araziler imar planlarında uygulamaya geçileceği an itibariye arsa vasfını kazanmaya hazır edildi.
Hikâye çok uzun aslında ve ben bu hikayeyi bölüm bölüm zaman içinde hep yazdım.
Sonrasında rahmetli Muzaffer Önder döneminde bir gezi yolu olarak planlanan Adnan Menderes Bulvarı açıldı.
Taşıt trafiği hiç düşünülmemişti.
Ama rant peşinde olanlar da boş durmuyorlardı bu kabulü delmek için…
1995’te yakın dostlarımla gittiğim İspanya’nın Mallorca Adası’nda, bizimkine benzer bir sahil ile karşılaştım.
Taşıt trafiğine izin vermemişler, bir oyuncak tren ile halkın istediği noktaya seyahat etmesini sağlamışlardı.
Resimledim, gerekli notları aldım ve dönüşte Adnan Menderes Bulvarı’nın da aynı konsepte sahip olabilmesi hayaliyle başkana takdim ettim.
Bulvarın bugünkü hali, o gün sunulan önerinin dikkate alınmadığını açıkça gösteriyor zaten.
Sonra daha da gelişti bulvar…
Bir kısım uygulama planlarının yapılmasına bende müdahil oldum.
Ama planlarda bir mesken bölgesi olarak yer alması ve inşaat taban alanlarının kısıtlı yüzölçümünde olması gerektiğini (Arsa yüzölçümünün yüzde 10’u) savundum.
Yamyam iştahlar bu tür önerilere de karşı çıktılar.
Daha sonra bir eğlence kültürü gelişti.
Binaların zemin katlarına ticari alan müsaadeleri verilmeye, bunların müzikhol ve içkili mekânlara dönüşmesine fırsat verildi.
Allah rahmet eylesin, bu kentteki en büyük ve önemli dostlarımdan biri olan Genel Sekreter Kenan Şara ile sadece bu konuda ters düştüm.
İçkili mekânların ve müzikhollerin, Adnan Menderes Bulvarı’nda huzur, asayiş ve güven ortamını süratler yozlaştıracağını ve bulvarın elden çıkacağını iddia ettim.
Hatta bugün tartışıla yat limanı alanının deniz tarafındaki mendireğinin karaya doğru dolgu yapılarak içkili mekânların orada toplanmasın doğru olacağını savunup, telkin etmeye çalıştım.
Bu şekilde mekânlar bir bölgede toplanacak, kontrolleri de kolaylıkla mümkün olacaktı.
Olmadı tabi!
Peki ne oldu?
İşte mal meydanda!
Her mekânda mafya eli.
Her gece bir olay…
Huzur bölgesi olarak planlanan bölgede olmayan tek şey artık huzur!
‘Ben söylemiştim’ demek itici geliyor ama kulak asılmayan bu gerçeği tespit ve beyan edeli ne yazık ki çok uzun seneler oldu.
Hadi asayiş bir ölçüde kontrol edilebilir ama;
Artık sahilde huzur ve güvenden bahsedilebilir mi sizce?
Yorumlar
Kalan Karakter: