Sabah uyandım, aynanın karşısına geçtim ve bir an durdum.
Çünkü aynadaki kadın…
Ben değilim.
Yemin ederim ben o değilim!
Ben dün gece çok daha güzeldim.
Bu kim? Bu şiş göz kim? Bu kabarmış saçlar kimin?
Aynanın önü resmen “before” fotoğrafları çöplüğü.
Ama bu aynadaki kadının da bir huyu var:
Tüm suçu bana atıyor.
Sanki saçımı ben elektrik tesisatına sokmuşum gibi davranıyor.
Bir gün yine aynaya baktım, aynadaki kadın bana şöyle bakıyor: “Yine mi sen?”
Dedim ki: “Evet canım, yine ben. İyi ki de benim. Çünkü sensin aynısı.”
Ayna bir an düşündü…
Çat diye ışığı değişti.
Belli ki “Bu kızla uğraşılmaz” dedi.
Ama kabul edelim:
Biz kadınlar aynaya bakınca bazen gerçekleri değil, duygularımızı görüyoruz.
Aynadaki kadın kötü hissettiğimizde cadı, iyi hissettiğimizde prenses oluyor.
Bazen aynanın karşısında kaşımı alırken bir duruyorum:
“Kızım bu kaş ne ara böyle oldu?
Kim seni gece uyurken kaş perisine teslim etti?”
Bir de saçlar…
Saçımı düzleştiriyorum, aynadaki kadın diyor ki:
“Düz değil, dümdüz yapacaksın.”
Topuz yapıyorum:
“Bu da olmadı, kuş yuvası gibi.”
Ayna asla tatmin olmuyor.
Ama ben artık gerçeği çözdüm:
Ayna değil, ben mükemmelim.
Ayna bozuk.
Ayna kıskanç.
Yıllardır beni yansıtmaktan bıkmış olacak ki her sabah “photoshop yok mu buna?” der gibi bakıyor.
Ama gel gör ki bir gün aynanın karşısından geçerken şöyle bir baktım…
Ve odayı yıkan bir gerçek kafama indi:
Bu kadın fena değil ya.
Hatta baya iyi.
Hatta baya baya kraliçe.
Çünkü aynadaki kadın benimle aynı şeyleri yaşadı:
Ağladı, güldü, doğurdu, yoruldu, ayakta kaldı.
Ve ne olursa olsun her sabah kalkıp yüzünü yıkadı, saçını şekillendirdi,
“Bugün de güzelliğimizle şımartmayalım milleti” dedi.
O yüzden artık aynaya şöyle sesleniyorum:
“Bak canım…
Ben güzelim, sen ne yaparsın bilemem.
İstersen ışığı düzelt, istersen açıyı değiştir…
Ama ben bu kadınla barıştım.
Sen de bir zahmet alış.”
Yorumlar
Kalan Karakter: