Hoş geldiniz.
Ben bu yazıyı “Temizlikten Başını Alamayanlar Kulübü”nün kurucu başkanı olarak kaleme alıyorum.
Üyelik şartlarımız çok net:
-Misafir gelmeyecek olsa bile evi misafir gelecekmiş gibi silmek.
-Koltuğun altını yılda bir değil, ruh daralınca temizlemek.
- “Zaten temizdi ama içime sinmedi” cümlesini haftada en az üç kez kullanmak.
-Temizlik bitince “Bir şey mi eksik?” diye evi şüpheli gibi süzmek.
Biz normal değiliz. Kabul.
Ama biz detay insanıyız.
Geçen gün dedim ki “Bugün hiçbir şey yapmayacağım.”
Sadece kahvemi alıp oturacağım.
Beş dakika sonra kendimi mutfakta dolap içi düzenlerken buldum.
Neden? Çünkü orada bir kaşık yamuk duruyordu.
Yamuk kaşıkla yaşayamam ben.
Ev halkı da alıştı artık.
Eşim bazen sessizce ortadan kaybolur. Çünkü bilir ki paspas yapılırken evde dolaşmak risklidir.
Çocuk desen… Oyuncak dağıtma hızına yetişemiyorum. Ben topluyorum, o sanatsal bir kaos yaratıyor.
Ben düzen, o özgürlük.
En trajikomik an?
Temizlik bitince kimsenin fark etmemesi.
O evi az önce ben 2 saat boyunca dünya kupası finali ciddiyetinde sildim.
Ama kimse “Yerler ışıl ışıl olmuş” demiyor.
Sanki yerler kendi kendine parlıyor.
Bir de şu var:
Temizlik yaparken içimizden geçen dramatik monologlar.
“Bu ev için neler yapıyorum…”
“Kimsenin kıymet bildiği yok…”
Paspas suyuyla birlikte dertlerimizi de döküyoruz aslında.
Ama işin psikolojik bir tarafı da var.
Kontrol edemediğimiz hayatın içinde, en azından evi kontrol ediyoruz.
Dağınık hayatın ortasında düzenli çekmece görmek insana iyi geliyor.
Belki de mesele temizlik değil, zihni toparlama çabası.
Yine de itiraf edelim:
Bazen abartıyoruz.
Misafir “Aman canım hiç zahmet etmeseydin” dediğinde içimizden “Zahmet mi? Bu daha fragman” diyoruz.
Temizlikten başını alamayanlar kulübü olarak şunu ilan ediyorum:
Bir gün hiçbir şey yapmayacağız.
Dağınıklıkla göz göze oturacağız.
Bir toz zerresi gördüğümüzde kalbimiz çarpmayacak.
Tabii o gün gelirse.
Şimdi müsaadenizle kalkmam lazım.
Az önce sehpanın üstünde minicik bir leke gördüm.
Beni çağırıyor.
Yorumlar
Kalan Karakter: