Bir sabah uyandım ve acı gerçekle yüzleştim:
Kocam zayıflıyor.
Hayır hayır…
“Sağlıklı olsun canım” falan demeyeceğim.
Çünkü bu yazı dürüstlük içeriyor.
Önce masumdu.
“Akşam ekmek yemesem mi?” dedi.
Ben güldüm.
Ekmek yemeden bizim evde yaşanır mı sandı?
Sonra olaylar ciddileşti.
Tatlıyı reddetti.
Tatlıyı.
O an anladım…
Bu bir hevesten fazlasıydı.
Bir gün baktım pantolon bol.
Kemer sıkılmış.
Gömlek yakası bir tuhaf duruyor.
Omuzlar belirginleşmiş.
Ben ise aynı kiloda… aynı sabırda değil.
Eskiden “Canım çay yapayım mı?” derdi.
Şimdi “Ben su içiyorum” diyor.
SU.
Biz bu evde çayı kutsal sayarken?
Birlikte kilo almıştık biz.
Beraber göbek yapmıştık.
O pizzalar, o gece tostları,
“Bir dilim daha yesek bir şey olmaz”lar…
Hepsi yalan mıydı?
En kötüsü ne biliyor musunuz?
Aynaya bakıp gülümsüyor.
Ben bakıyorum aynayla göz göze gelmemeye çalışıyorum.
Ve ben kıskanıyorum.
Evet.
Sessiz, hafif, kimseye belli etmeden…
Ama derinden.
Çünkü o zayıfladıkça benim “birlikte yaşlanalım” hayalim “birlikte diyet yapalım”a dönüştü.
Ama yine de…
İçimden bir ses diyor ki:
“Bırak versin, yakışıyor.”
Yüksek sesle söylediğim ne mi?
“Ben seni her halinle seviyorum.”
Ama aklımdan geçen?
“Bir kilo alırsan çok sevinirim.”
Yorumlar
Kalan Karakter: