Hastanede çalışıyorsan şunu bil:
Burası bir sağlık kurumu değil, canlı yayınlanan bir absürt komedi.
Biz figüran değiliz, başrolüz.
Tek fark: Alkış yok, perde hiç kapanmıyor.
Sabah işe geliyorsun.
Daha bilgisayar açılmadan biri beliriyor:
“Bir şey soracağım ama kızmayın…”
Bu cümle hastane dilinde şuna denk gelir:
Ben birazdan tüm vaktini alacağım.
Devamı hiç şaşmaz:
– “Sadece soracaktım.”
– “Bir bakıp çıkacaksınız.”
– “Zaten iki dakika sürer.”
İki dakika.
Hastanede zamanın mizahi karşılığıdır.
Hastanenin kendine has bir dili vardır.
Çeviri yapmadan anlaşılmaz:
“Bir bakıp çıkacağım”
= En az bir poliklinik akışı, iki telefon, bir çay soğuması.
Benim işim acil”
= Herkes sırada olabilir ama ben buraya özel üretildim.
“Doktor bir görsün”
= Sadece doktor değil, sistem, kader ve evren de görsün.
Bir de “acil değil ama acil”ciler vardır.
Acil servise gelir, koltuğa yayılır, şarj aletini sorar.
Sonra saatine bakıp söylenir:
“Niye bekliyoruz?”
Çünkü burası acil…
Hızlı servis değil.
Doktor yok sanılır.
Hemşire zaten görünmezdir.
Sekreter? O yalnızca oturuyor zannedilir.
Ama sistem çöktüğünde, sıra karıştığında, sonuç çıkmadığında tek bir cümle duyulur:
“Kim bakıyor buna?”
Cevap basit: Ben. Ve sinir sistemim.
Öğle arası mı?
O bir ihtimal.
Tuvalete gidebildiğin günler “bugün bereketliydi” diye anılır.
Yemek yerken yakalanırsan klasik soru gelir:
“Bir şey sorabilir miyim?”
Sor. Zaten çiğneyemiyorum.
Ama şunu da kabul edelim:
Bunca karmaşanın içinde hâlâ gülebiliyorsak,
Bir bakışla anlaşıyorsak,
Bu bizim mesleki savunma mekanizmamız.
Çünkü hastane, insanı hem yoran hem de dayanıklılığını sessizce artıran bir yer.
Ve biz…
Gülerek ayakta kalıyoruz.
Devamı var.
Çünkü bu bina, her gün yeni bir cümle öğretiyor.
Yorumlar
Kalan Karakter: