Eşim güzellik salonu işletiyor.
Yani normalde benim ışıltılı, parlayan, “reklam çekiminden fırlamış gibi” gezmem gerekmez mi?
Ama yok…
Ben sabah aynaya bakınca “bu mu kuaför eşi?” diye kendi kendime şikâyet hattı kuruyorum.
Dip boyam var, hem de öyle masum masum uzamış değil; resmen sınır ihlali yapmış!
Saç rengim iki ülkeye bölünmüş durumda: üstler gri bölge, altlar altın krallığı.
Yani saçım Birleşmiş Milletler gibi; her telin ayrı bir görüşü var!
Eşim ise her defasında gayet sakin bir tonda,
— “Aşkım seninki belli bile olmuyor” diyor.
Tabii belli olmuyor, çünkü bakmıyor!
Bir de bunu “kompliman” zannediyor.
Benim sabrım “küllü kahve” tonuna dönmüş, farkında değil.
Bir keresinde salona uğradım, müşteri koltuğunda biri dip boyasını yaptırıyor.
Eşim bana “Seninkini haftaya yaparız aşkım” dedi.
O anda aynaya baktım, kadın ışıl ışıl, ben ise yanında “öncesi” reklamı gibi!
İşin en komiği, salondaki herkes beni “şanslısın ya, evde kuaför var” diye kıskanıyor.
Hangi ev?
Ben o kuaförü evde görsem “bir işlem rica edebilir miyim?” diye fiş numarası alacağım neredeyse.
Adam eve geliyor, yorgun.
Saçımı gösteriyorum, diyor ki “Yarın yapalım mı?”
Yarın diyor… ama hangi yarın?
Takvimle aramızda artık duygusal bağ kuruldu.
Geçen gün dayanamadım, “Bak aşkım, benim dip boyam değil, sabrım patlamak üzere!” dedim.
O da kahkahayı bastı, “seninle çalışsam salona müşteri gerekmez” dedi.
Bak, yine bakım yok, yine espri!
Kendisi mizah ustası, ama saçım trajedi.
Artık öyle bir noktadayım ki, aynaya her baktığımda saç diplerim bana fısıldıyor:
“Ya o boya gelir, ya biz gideriz.”
Ama pes etmiyorum.
Her kadın gibi ben de umudumu koruyorum.
Belki bu hafta değil ama bir gün, bir akşam, belki bir anlık vicdan patlamasında…
Eşim bana “gel aşkım, boya yapalım” der.
O gün geldiğinde ben sadece saçımı değil, bu hikâyeyi de paylaşacağım.
Çünkü bazı mucizeler sessizce değil, alüminyum folyoyla gelir.
Son söz:
“Evde kuaför varsa, randevu almak cesaret ister. Ama aşk sabır işidir, dip boyası da öyle…”
Yorumlar
Kalan Karakter: