Bazı kadınlar hayatını değiştirmek için ülke değiştirir, bazıları yoga yapar…
Ben sadece “kuaföre uğradım” dedim.
Sonuç?
Kısacık saçlı Efsun gitti, yerini rüzgâr estikçe yavaş çekimde yürüyen bir dizi karakteri aldı!
Kaynaklar takıldı, özgüven %300 arttı.
Kuaförden çıktım, kapıdaki araba bile daha havalı görünüyordu.
Aynaya bakarken “Bu ben miyim?” dedim.
Kendimle göz göze geldim…
Ve açık konuşayım, hoşuma gittim.
Eskiden “rüzgârda saçım dağılacak” diye korkardım.
Şimdi “rüzgâr nerede, azıcık estirsin de şu mucize saçlar uçuşsun” diye dua ediyorum.
Bir arkadaş “bu saçların gerçek mi?” dedi,
“Gerçek olmasa bile bana çok yakıştı” dedim.
Sonuçta özgüvenin kaynağı kökten gelmek zorunda değil, bazen klipsten de gelebiliyor!
Tabii uzun saçın yan etkileri de var.
Evde süpürgeye rakip oldum, her yerde ben varım.
Yastıkta, koltukta, çorapta…
Ama olsun, güzel şeyler biraz da zahmet ister
Güzellik acı çekmektir diyen atalarımıza selam olsun — ama ben saç çektirerek başardım.
Yeni saçlarımla birlikte karakterim de değişti.
Artık kahve içerken bile farklı hissediyorum.
Eskiden “bir sade Türk kahvesi” derdim,
şimdi “latte alayım ama köpüğü bol olsun, çünkü ben artık saçımı geriye atarken havalı görünmek zorundayım.”
Kısacası…
Uzun saç, kadının görünmez tacıymış, bunu anladım.
Ama bu taç biraz masraflı, biraz ağır, biraz da bağımlılık yapıyor.
Yine de değer!
Çünkü her sabah aynaya bakıp, “İşte bu kız bir şeyler yapacak!” demek paha biçilemez.
Rüzgâr estikçe içimden şarkılar yükseliyor…
Kaynaklı ya da köklü fark etmez; önemli olan, özgüvenin salınım hızı!
Yorumlar
Kalan Karakter: