“Düşün artık kadınların yakasından,” diye avazım çıktığı kadar bağırmak istiyorum. Kimlere mi? Kadınlara kişisel gelişim tavsiyesi adı altında edilgenliği dayatan sözüm ona kişisel gelişim şeycilerine. Onlar kendilerine uzman diyorlar, ben diyemiyorum; çünkü hiçbir konuda uzman değiller. Ne tıp ne psikoloji ne sosyoloji ne eğitim ne de felsefe…
Ağızlarına birkaç safsatayı pelesenk etmişler, sermayeyi doğrultmaya çalışıyor ve hiçbir denetim olmadığı için malum sosyal platformlarda rahatlıkla istediklerini istedikleri şekilde dillendiriyorlar. Saçmalıkta zirveyi gördüler. “dişil enerji” diye bir şey çıkardılar. Efendim, bir kadının güçlü görünüp sözünü dinletmesi için bu enerjiye sahip olması gerekiyormuş. Ellerinde takometre gibi bir cihaz var; kadınlarımızın, kızlarımızın dişil enerjisini ölçüyorlar. Birkaç madde sıralayıp saygıdeğer hanımlarımıza ve küçükhanımlarımıza “İşte bu benim, ne kadar da zavallıyım,” dedirterek hayatı zehrediyorlar. Bu maddelerden bir tanesi akla ziyan. Alenen şu söyleniyor: “Bir yerde en becerikli siz görünüyorsanız ortaya çıkmayın, o işi halletmeyin.” Bir beceriye sahip olmak ve sorun çözmek ne zamandan beri kadınlık enerjimizi bitiriyor? Söylediklerini sonuna kadar dinledim, umarım aşırılığı kastediyordur diye kulak kabarttım. Nafile…
Alenen becerikli görünmeyin tavsiyesi veriyor. Başka bir tanesi de şöyle buyuruyor: “Hareketlerinizi yavaşlatın, hızlı hızlı hareket edenler dişil enerjisi düşük algısı yaratır.”
Biz Karadeniz kadınları için ne kadar gülünç bir sav. Merak ediyorum doğrusu bunlar hangi ülkenin vatandaşı, nerede yaşıyorlar? Bu ülke Güçlü Kadınlar Ülkesi’dir, öyle aheste aheste iş yapma ve hayatı durdurma lüksümüz yoktur bizim. Hele de Islak Kent’in kadınlarıysak tansiyonumuz biraz yüksektir. “Koşturmayacaksın!” diyorlar ya, biz her işimizi koşarak hallederiz. İş yerindeki, evdeki işlerimiz bitince de konu komşunun yardımına koşarız. Ne yani biz kadın değil miyiz? Ortada iş varken strateji gereği bekleyin diyorsunuz ya, komiksiniz. Bizleri eli kolu bağlı bekletip kadınlığa mı terfi ettiriyorsunuz? Bu yetkiyi nereden alıyorsunuz? Sizin iki üç göbek öncenizden de haberiniz yok sanırım. Bu ülke toprakları bir işgal gördü ve Kurtuluş Savaşı verdi. Kurtuluş Savaşı’nı asıl göğüsleyenler kimdi? Ailenizin soy ağacı hafızasını bir zorlayın bakalım.
Kurtuluş Savaşı’nda kadınlar olmasaydı ne olurdu acaba? Herkes bunu düşünedursun biz ne olmazdı söyleyelim, şu an adı lojistik diye anılan ulaştırma işi var ya, olmazdı. Cepheye silah sevkiyatının neredeyse tamamını fedakâr Türk kadınları sağlamıştır. İşgal kuvvetleri tüm teknolojik alt yapıya sahip olmalarına rağmen dağları kağnılarla aşan ninelerimizin karşısında çaresiz kalmıştır. Dişil enerjisi düşüyor diye kadınlarımıza, kızlarımıza yavaşlamasını ve çok çabalamamasını öğütleyen kişisel gelişim şeycileri; Kastamonulu Şerife Bacı, İnebolulu Halime Çavuş kimdir biliyor musunuz? Cepheye mühimmat taşımak için şehit olmuş onurlu kadınlarımız...
Kara Fatma, Nezahat Onbaşı, Gördesli Makbule, Tarsuslu Ayşe Hanım, Nene Hatun, Saliha Çavuş, Anadolu Kadınları Müdafa-i Vatan Cemiyetinden Hatice Hanım…Ve adını burada anamadığımız nice kadın kahramanlarımız. Sadece cephe gerisinde değil Mehmetçiğin yanında omuz omuza savaşmışlar. Bazıları da (Halide Edip Adıvar, Şukufe Nihal Başar, Hayriye Melek Hunç, Nakiye Elgün, Meliha Hanım, Zeliha Hanım, Münevver Saime Hanım…) açık hedef olacaklarını bildikleri halde kürsülere çıkıp ulusu yüreklendirmişler. Ruhları şad olsun. Bizde kadınlar tarih yazar. Ecdadımız ninelerimiz siz ve sizin gibi kişisel gelişimci şeycilerin söylediklerini duysalar ne derlerdi tahmin ediyoruz; lakin buraya yazamıyoruz. En basiretsiz ve en kolay ele geçirilen kitle olarak kadınlarımızı görüyorsunuz ya, yanılıyorsunuz. Birileri çıkıp sizi durdurur mu bilmem; ama siz istediğinizi söylemeye devam edin. Hatta bizim kadınlarımızı yansıtıyor diye realite programlarındaki, dizilerdeki rezillikleri örnek gösterin. Bizim kadınlarımızın kumaşı sağlamdır, bunu siz de biliyorsunuz ki yavaş yavaş kadrajınızı değiştirip gençliğimize de el atmaya başladınız. Sayenizde genç yaşta estetik ameliyatın bir hak olup olmadığı tartışılıyor. Neymiş efendim gençlerin özgüven kazanma hakkıymış, kişinin kendi bedenini şekillendirme özgürlüğüymüş, sosyal baskı ve akran zorbalığına karşı koruyucu bir adımmış. Şekilci, pozcu görüşlerinizle çocuklarımıza da öyle güzel el attınız ki bıyığı terlememiş bir delikanlımız çıkıp böbürlene böbürlene on üç yaşından beri makyaj yaptığını ilan ediyor, bunun kişisel hakkı olduğunu söylüyor.
Videolarına küçük kız kardeşini çıkararak aynı şeyi ona da söyletiyor, abisiyle gurur duyuyormuş. Nereden nereye geldik? Sokaklarda küçücük yaşta makyajlarıyla dolaşan, yetişkin bir kadın gibi görünen kız evlatlarımıza erkek evlatlarımız da eklendi. Ne mutlu bize. Estetik ameliyat yaşı iyice aşağılara indi. Bununla mücadele edilmeye çalışılıyor; lakin ilk etapta böyle trendlerin şakşakçılarının göz önünden çekilmesi gerekir. Hiçbir eğitimi, uzmanlığı olmayan insanların da derhal susturulması gerekir; çünkü yanlış bilinenler bir süre sonra doğru olarak kabul edilmeye başlanabilir. Sosyolojide “Sosyal Gerçekliğin İnşası” diye bir kuram vardır. “Davranış ve semboller tekrarlandıkça alışkanlık haline gelir. Alışkanlıklar zamanla kurumsallaşır, yani toplumun ortak gerçekliği haline gelir. Böylece yanlış bir ifade veya davranış sürekli tekrarlandığında toplumsal gerçek olarak kabul edilir.” Bu yüzden bu kişisel gelişim şeycilerinin başta kadınlarımız ve gençlerimiz olmak üzere bu milletin yakasından ivedilikle düşürülmesi gerekir.
Sevgiler, saygılar…
Yorumlar
Kalan Karakter: