Hepimiz aynıyız, bütün dünya insanları artık eşit. Özellikle de emekleriyle kendilerini var etmek isteyen, her lokmasına alın terini damlatma niyetinde olanlar…Hangi konuda olduğuna gelince bizi parmağında oyuncak etmek isteyen sistemin yarattığı acılarda eşitiz. Küreselleşme masallarıyla bizi uyuttular, şimdi de biz insanlığı hükmedebilecekleri tek bir sürü haline getirmeye çabalıyorlar. En başından beri uygulamaya konulan plan tıkır tıkır işliyor. Tarihin akışı sandığımız şey bu. Doymayan ve yorulmayan bir canavar halini alan sistem insanlığın zerrelerine kadar işledi. Bu canavarın gözünde bir halkın diğerinden bir farkı yok; din, dil, ırk gözetmiyor. Yeter ki herhangi bir milletin elinde onlara çıkar sağlayacak bir zenginlik olsun. Tüm zenginlikler ellerinden alınıyor, halk birbirine düşürülüyor, binlerce yıllık medeniyetleri yok ediliyor, cesaretleri ve millet olma azimleri bitiriliyor.
Biz bu canavarın çok genç olduğunu sanıyoruz; oysa kendini göstermesi 16. Yüzyıla kadar uzanıyor. Daha öncesi de var elbette; ama ilk kez 16. yüzyılda net olarak insanlığın karşısına dikiliyor. Şimdilerde “Yeni Dünya Düzeni” dedikleri bu acımasız yaratık o dönemlerde “Yeni Dünya” adı altında tarih sahnesine çıkıyor. Doğumu coğrafi keşiflere, daha sonrasında keşfedilen yerlerin sömürülmesine dayanıyor. Amerika kıtasında kurulan devasa tarım arazileri için iş gücü bulmak amacıyla ortaya çıktı. Bir yandan sömürge haline getirdikleri ulusların sayıları artırıldı, bir yandan da dayanıklı iş gücü olarak görülen ırklar (özellikle siyahi) köleleştirildi. Şeker üretiminin getirdiği makineleşme, gerekli alt yapıyı oluşturma zorunluluğu sanayi devrimini başlattı. Şu an sofralara koyduğumuz şeker sadece sağlığımızı bozmadı, sanayi devrimiyle kendileri kadar teknolojiyle donatılmamış ulusları, daha sonrasında kendilerinden olmayan tüm insanlığı karları için köleleştirme fikrini de bir avuç zirzopun beynine yerleştirdi. Elektriği bile bu amaçla kullandılar ve İkinci Sanayi Devrimi adını verdikleri dönem çelik üretimi ve seri üretim hatlarının (montaj hatları) geliştirilmesiyle ivme kazandı. Sonra bilgisayar teknolojileri ve son olarak da yapay zeka, nesnelerin interneti…
Ta sanayi devriminden beri tüm insanlık bir grup gözü doymaz için çalışıyor, didiniyor, üretiyor. Birilerinin ekmeğine biraz daha fazla yağ sürülsün diye mücadelemiz. Sağlığımızdan, ömrümüzden ve hayallerimizden vererek. Hep birileri kar etsin diye. Artık o birilerinin gözleri öyle döndü ki bizleri alt türleri olarak görmeye başladılar. Gurur duydukları, insanlığın faydasına diye anlattıkları bu sömürge düzenini normalleştirmek ve yeryüzünün tarihi süreciymiş gibi göstermek için sanayi dönemleri bile icat ettiler. Bu tasnif öyle cicili bicili ve bilimsel görünüyordu ki aklımız yattı: 1.Sanayi Devrimi ve Seri Üretim (Endüstri 1.0 - 2.0 / 18.yy - 20.yy başı), 2. Otomasyon ve Elektronik Çağı (Endüstri 3.0 - 1960'lar-1990'lar), 3. Bilgi Çağı / Dijital Çağ (Endüstri 3.0'ın Sonu - Günümüz) Yarattıkları bu kar sürecinin insanlık için olduğuna hepimizi ikna ettiler. Zira teknolojik araçlarla işlerimizi yapmamız kolaylaştı ve hız kazandı. Biz küçücük bir şeyi satın almak için saatlerimizi, günlerimizi harcarken onlar oturdukları yerden karlarına kar kattılar. Baktığınızda dünya gelirinin ve servetinin dağılımında çok büyük eşitsizlikler olduğunu görürsünüz. 2025-2026 verilerine göre dünyanın en zengin %1'lik kesiminin serveti, geri kalan %99'luk kesimin toplam servetinin iki katından fazladır. Yeryüzünde yaşayan insanların kardeşliği işte bu sömürülme bağına dayanıyor. Bunu görmememiz için dijital teknoloji ve yapay zekâ ile bizi iyice körleştirdiler. Çocuklarımızın zihinlerini bile işgal ettiler. Bir sürü elim olay yaşadık. Konuşuldu, konuşuldu, unutuldu. Kısa bir süre önce dijital teknolojinin, sanal ağların gençler ve çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerini her kanalda izliyorduk; ne oldu? Kaldıkları yerden işgale devam ediyorlar. Sokaklarda çocuklar ve gençler akıllı telefonlarını neredeyse ağızlarının içinde gezdiriyorlar. Bizler işlerimizi dijital teknoloji vasıtasıyla yapmaya devam ediyoruz. İş esarete doğru adım adım ilerliyor. Hepimizi bir yere toplamalarına bile gerek kalmadı. Çünkü cebimizdeki cihaz sayesinde nerede olduğumuzdan tutun da yediklerimizi, içtiklerimizi, tercih ettiğimiz ürünleri, hakkımızdaki her şeyi biliyorlar. Verdiğimiz her karar dijital iz bırakıyor ve onlar bunun kayıtlarını tutuyor. Hatta kurumsal işlerimizi bile dijital sistem üzerinden yapıyoruz. Mal varlıklarımız dijital birer kayda dönüştü. Bunun riskini göremiyoruz. Bu kadarı hiç de normal değil. Sadece mal varlıkları değil aynı yöntemle insanlığın binlerce yıldır sahip olduğu bilgi birikimi de siliniyor. Tüm bu olumsuzluklara rağmen çektiği acıda birleşen tüm insanlık bu noktadan geri dönebiliriz. Herkesin dijitalden yahut sanaldan çekilmesi bunların ipliğini pazara çıkarır. Milyonların, hatta milyarların aynı anda bunların enstrümanlarını (dijital teknoloji) kullanmadığını, kısa bir süre hiçbir şey satın almadığını düşünün. Ne olur? Kar edemedikleri için çökerler. Satın almayan, dijital teknolojiye bağımlı olmayan insanlık en büyük kâbusları şu anda. Tabiri caizse ekmeklerini onlara biz veriyoruz. Onlar bu gerçeği biliyor, sadece biz bilmiyoruz. Maddeye bağımlı kılınan insanlar gibi satın almaya ve dijitalde oyalanmaya alıştırıldık. Sadece birkaç ay, tüm satın almalar ve dijital oyalanmalar bitse…Bir denemek gerek.
Sevgiler, saygılar…
Yorumlar
Kalan Karakter: