Hafta sonunda Kudüs'te iki farklı eylem vardı. Biri Batı Kudüs'te Hamas'ın 7 Ekim saldırısında rehin alınanların serbest bırakılmasını isteyen İsrail vatandaşlarının yaptığı, diğeri ise Doğu Küdüs'te Gazze'de İsrail'in bombalı saldırılarına tepki gösteren Filistinlilerin yapmak istediği eylemler.
Yapmak istedikleri diyorum çünkü o eylemi yapamadılar. İsrail polisi Doğu Kudüs'te iki Filistinlinin yan yana gelmesine dahi izin vermezken, Batı Kudüs'teki eylemde ise Hamas'ın elindeki rehinelerin serbest bırakılmasını isteyenlere değil müdahalede bulunmak hiç seslerini bile çıkarmadılar.
İsrail'in çifte standartlı, savaş yanlısı politikasının en hafif görünümü, bu iki eylemde sergilediği tavırda saklı aslında. Ve yine aslında bu hamasi, intikam politikasının bilançosu her geçen gün dayanılmaz bir boyuta ulaşmakta.
7 Ekim'de Hamas'n İsrail topraklarına girerek yaptığı saldırı sonrasında, adeta Gazze'yi cehenneme çeviren; hastane, okul, bina, kilise, cami, fırın önüne ne gelirse tahribat gücü çok yüksek bombalarla bombalamaktan kaçınmayan İsrail'in tüm bu saldırılarında, son açıklamalara göre 5 bin 87 Filistinli hayatını kaybetti. Ve bu vatandaşların ta tamına bin 873'ü ise çocuk...
Aynı bombalamalarda 15 bin 273 Filistinli ise yaralanmış durumda. Bu arada İsrail güçlerinin 7 Ekim'den bu yana Batı Şeria ile Doğu Kudüs'te ise 850 Filistinliyi gözaltına aldığı da gelen bilgiler arasında.
Sakın bu yaşananları 'din savaşı' ya da 'medeniyetlerin çatışması' olarak değerlendirmeyin, böyle söyleyenlere de prim vermeyin. Ya da güya "ateşkesi sağlamak" için İsrail'e gidip, Netenyahu'yla sarmaş-dolaş poz veren ABD Başkanı Biden'e de inanmayın.
Sadece Biden de değil sakın ola 7 Ekim saldırısıyla Ortadoğu'yu ateşin içine atan Hamas'ı da "Müslümanların temsilcisi" gibi görmeyin. Böyle lanse edenlere de sakın prim vermeyin.
Çünkü ne Hamas dünyadaki Müslümanların temsilcisi ne İsrail Başbakanı Netenyahu "Yahudi davasının yılmaz savaşçısı" ne de yaşananlar bir "medeniyetler savaşı".
Çünkü Netanyahu yönetimde kalacağı süreyi biraz daha uzatabilmek için her şeyi yapabilecek, adı yolsuzluklara karışmış bir siyasetçi. Hamas ise kendi "davası" için sivillere kadın/çocuk/yaşlı demeden saldırmaktan çekinmeyen eli kanı bir örgüt.
Bütün bu yaşananlar da 'medeniyet savaşı' olmadığı gibi 'dinler savaşı' yani; 'Yahudi-Müslüman savaşı da hiç değil.
Neden mi?
Eğer öyle olsaydı İsrail, Gazze'de dünyanın en eski üçüncü kilisesi kabul edilen Saint Porphyrius Ortodoks Kilisesi'ni vurmazdı da ondan. Olsa ki bu saldırıda o kiliseye sığınan yaklaşık 150 kişi hayatını kaybetti.
Bütün bunları unutmadan Türkiye'de ise cumartesi günü 'Büyük Filistin mitingi' düzenlenmesi için düğmeye basıldı. Keşke bu mitinge sadece Cumhur İttifakı’nın ortakları değil de Parlamento'da temsil edilen tüm siyasi partilerin temsilcileri davet edilse ve birlikte katılabilselerdi.
Çünkü gün dine, etnik kimliğe bakmadan, insanlığın yanında durma zamanı!
Çünkü bu küresel oyun ancak insanlığın yanında durarak bozulur!
Yorumlar
Kalan Karakter: