Bir karınca su taşıdı ateşe,
sorarlar ‘neye yarar’ diye...
Ama o tarafını belli etti yangının.
Yanan sadece ağaçlar mı? Hiç can kaybı yok mu gerçekten?
Evrensel acılar. Üzerine ne kelam edilirse edilsin, hiçbir telafisi, açıklaması olmayan acılar. Faal olarak yazdığım yazılara bakıyorum periyotlar halinde tekerrürden ibaret hep aynı konuların çevresinde dolanıyor kalemim.
Bilginin de yandaşı olur mu, bilginin mahiyetine dahi bu yapılır mı? Her felaket sonrası olduğu gibi dalıp gidiyoruz komplo teorilerine. Çünkü gerçekleri görmek bile artık filtreli, dezenformasyona uğramış durumda.
2021 senesinde 53 ilimizde çıkan yangınları hatırlıyor musunuz? Bir ihmaller yangını. Toplum olarak acıları, felaketleri, kaosları sistematik olarak yaşadığımız için daha hızlı unutur durumdayız. İnsan, elbette unutmaya muhtaç ama tedbire de farkındalıklı olmaya da, vicdana da muhtaçtır. Asıl yangın, hatırlamayı reddettiğimiz yerde başladı, bu kadar çabuk unuttuğumuz yerde. “Unutmak, en çok zalime yarar. Hatırlamaksa direniştir.”
Orman Mühendisliği Bölümü'nden akademisyen Dr. Merih Göltaş yaşanılan kaybın yıkımını somutlaştırmış; ‘’2021 yılına kadar yıllık ortalama 10 bin hektarlık alan yanarken sadece 2021 yılında 14 yılda yanan alan kadar olan 140 bin hektarı kaybettiklerini, bunun da "mega yangınlar" olarak literatüre geçtiğini anlattı.’’
140.000 hektar alan daha anlaşılır olması için; yaklaşık 196 bin futbol sahası büyüklüğünde bir alan yandı. İçerisinde bulunan eko sistemi düşünün; kuşun kanadını, karıncayı, ağacın gövdesine telaşla tırmanan bir sincabı, alevlere yetişemeyecek kadar yavaş ama sabırla ilerleyen kaplumbağayı… Çocukken araba yolculuklarında, yolun kıyısında gördüğünüz o ürkek kirpi vardı ya… Hayatın ne denli narin olduğunu, bazen bir anlık farkla kurtulabileceğini o anda hiç mi öğrenmediniz?
Birbirine görünmez iplerle bağlı binlerce canlı, yaşam alanını, düzenini, neslini, rızkını, yavrusunu kaybetti.
Her biri birbiriyle konuşan, nefes alan bir yuvaydı o orman. Tek bir solmuş yaprağı dahi geri getirecek kudretimiz yokken, dünyanın ve tüm kaynakların yaratılmışlar arasında bir zerre olan eşref-i mahlûkata hizmet etmesini hayal etmek korkunçça ve korkakça bir bencillik değil mi?
Mega yangınlar kavramı hayatımıza gireli 4 sene olmuşken, süregelen ihmalkarlığın, tedbirsizliğin sebebi nedir? Bu kutsal vatanın topraklarında doğmuş, doymuş ve hizmet eden bir vatandaş olarak bu soruyu sormak, feryat etmek en insani ve doğal hakkım(ız)dır. Yangın uçak söndürme filosunun, ekiplerin, ekipmanların işlevsizliğini ya da yetersizliğini sorgulamak bilinçli bir vatandaş, duyarlı bir insan olmanın gerekliliğidir. Vergilerimizle oluşturulan bütçelerin nerelere, ne amaçla harcandığını bilmek ve bunu sorgulamak sadece hakkımız değil, sorumluluğumuzdur da. Vergilerimizle aktarılan kaynakların nasıl ve kimin için kullanıldığını bilmekte.
Mega yangınlar, çok daha büyük alanları aynı anda ve hızla etkileyen, kontrol edilmesi zor, şiddeti ve bıraktığı tahribatı yüksek yangınlardır. Genellikle komplike ele alınması gerekir; iklim değişikliği, kuraklık ve insan faktörlerinin etkisiyle artan bu yangınlar, ekosistemleri derinden tahrip eder, doğanın iyileşme sürecini uzatır ve ciddi çevresel, ekonomik zararlar yaratır. Vicdani kısmındaki yıkımdan bahsedebileceğim bir kelime literatürümde yok.
Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) 2021 Yılında Yayımlanan 6. değerlendirme AR6 raporunda tüm detayları ve uyarıları okuyabilirsiniz. Rapor, iklim değişikliğinin insan eliyle oluştuğunu açıkça onaylıyor.
Yaratılmışlar içinde en şereflisi, en akıllısı hatta en vicdanlısı?
Ama en yıkıcısı, en unutanı, en yok edeni de biz olduğumuz gerçeği…
Yüz milyonlarca insanı, kâinatı ve ekosistemi tehdit eden bu felaketler silsilesine karşı durmak, yalnızca bir politika meselesi değil; temel bir ahlaki sorumluluk. Tedbirde kusur eden her daim bahaneyi takdire bulur.
Tedbir almak yerine susmayı, sorumluluk almak yerine kabahatini yönlendirmeyi seçen her irade, yangının bir parçası, kıvılcımıdır artık.
Görüp susan da, bilip önlem almayan da en az yakan kadar sorumludur.
‘’Diyelim ki biz öldük, siz kaldınız.
Diyelim ki kurudu ormanlar, nehirler, yuvalarında kuşlar.
Diyelim ki ateş olup küller üfürdünüz memlekete.
Baktınız, kalmamış yakacak tek bir ağaç, sönmeyen ocak, akacak tek damla gözyaşı.
Sonra?’’
Yorumlar
Kalan Karakter: