Sosyal medyada paylaşımlarını severek takip ettiğim bir sayfanın paylaşımında şöyle diyordu: ‘’Biz istiyoruz ki, umut bir avuç insanın lüksü değil, bu memlekette doğan her çocuğun hakkı olsun.’’
Bu cümle, yalnızca duygusal bir temenni niyetinde değil; aynı zamanda derin bir toplumsal yara için çarpıcı bir işaret fişeği, bir yol gösterici. Çünkü umut, bazı çocuklar için güvenli, ihmal ve istismardan uzak bir evin çatısı, eğitimde fırsat eşitliği yaşadığı bir okul ve adil bir gelecek anlamına gelirken; bazıları için yalnızca istatistiklerde kaybolmuş, halının altına süpürülmüş, zulüm ve karanlıkla yoğrulmuş bir “suça sürüklenen çocuk” kavramına dönüşüyor.
Türkiye’de çocukların suçla ilişkisindeki artış, artık görmezden gelinemeyecek kadar kaotik bir durumda son yaşanan haberlerde de gördüğümüz üzere. TÜİK 2024 verilerine göre, yalnızca geçen yıl güvenlik birimlerine getirilen çocukların sayısı 612.651. Bu çocukların 202.785’i suça sürüklenen çocuk olarak kayıtlara geçti. Suç türlerine bakıldığında oldukça farklı alanlarda dağılım göstermiş durumda.
Daha uzun vadede istatistiklere baktığımızda olayın rehavetini idrak edebiliyoruz. 2010’da 83 bin olan suça sürüklenen çocuk sayısı 2022’de 207 bine çıktı (Euronews, 2023). Bu artış, sadece bireysel “suç işleme” meselesi değil; aynı zamanda sosyal politikaların, eğitim sisteminin, adaletin ve yoksulluğun çocuk üzerindeki yıkıcı etkisinin net bir aynası. Tabii bakarken yüzleri kızarmadığı, o ilk günkü acıyla bir gecede saçları ağarmadığı, nefretin ne denli yıkıcı sonuçlar doğurduğunu kabul etmedikleri sürece bir değişimden bahsetmek mümkün değil.
Psikoloji literatürüne göre (Bronfenbrenner, 1979), çocukların davranışlarını en çok etkileyen şey içinde büyüdükleri sosyal çevre. Yoksulluk, işsizlik, ihmal ve istismar, aile içi şiddet ve eğitime erişimdeki eşitsizlik; çocukların “suç”a değil, çaresizliğe sürüklendiğini çok net gösteriyor.
Biz hangi noktada çocukların gözlerindeki ışığı, geleceği karartmayı göze aldık? Hangi noktada onların geleceğini, mülakatla işe alınamayan babaların, şiddeti normalleştiren, özendiren sokakların, rantı liyakate tercih eden sistemlerin, sokaklarda çocukları ‘koruma’ adı altında istismar eden mafyaların, uyuşturucu çetelerinin, tarikat yurtlarının karanlığına, çocukla yan yana gelmeyecek tüm kelimelerin sessiz çığlığına, karanlık girdabına bıraktık? Hangi noktada yaşamlarını da günübirlik siyasi hesaplara feda ettik?
Çocukları suça sürükleyen sadece bireysel zafiyetler değildir; bu topraklarda kök salmış adaletsizlikler, sahipsizlikler ve sevgisizliktir. Çocukları ekranlara hapseden, sokakları mafyalara teslim eden, çocuk gelinleri ve çocuk işçileri çocukla yan yana gelemeyecek tüm sıfatları görmezden gelen, yoksulluğu kader diye dayatan her düzen; aslında kendi geleceğini kendi elleriyle karartır.
Ve biz, onların suçuna değil, bizim ihmalimize, politikalarımıza, siyasal-toplumsal iklimimizde ki çetin koşullara bakmadan hiçbir meseleyi çözemeyiz.
Bugün “çocuk suçlu” kavramı, aslında sistemin kendi ayıbını örtmek için uydurduğu bir kılıf haline mi geldi? 15 yaşındaki bir çocuk doğruyu da yanlışı da ayırt edebilecek bir bilinçtedir; ama onu suça iten koşullar —mafya düzeni, sokak şiddeti, eğitimsizlik, işsizlik, yoksulluk, liyakatsiz kurumlar ve rant odaklı siyaset— bizzat yetişkin dünyanın eseridir. Yani çocuklar suçlu değil; onları o suça sürükleyen devletin ihmali, toplumun körlüğü ve sistemin çürümüşlüğüdür. “Çocuk suçlu” söylemi, aslında gerçeği gizleyen bir sis perdesidir: suçun failini çocuktan çok, bu düzeni sürdüren irade oluşturur. İşte bu yüzden mesele, yalnızca hukuki değil; aynı zamanda politik, toplumsal ve vicdani bir meseledir.
Bir Afrika ülkesi sözüdür bu: “Köyü tarafından sevilmeyen çocuk, sevgi sıcaklığını hissetmek için köyü yakar.” Sevgi dediğimiz olgu aileden öğrenilmelidir ilk önce sırf bu yüzden. Bir çocuğa bırakılabilecek en büyük miras; sevmeyi, sevilmeyi bilen, vicdan ve sevgiyle dolu bir kalptir.
Suçun faili kim?
Yayınlanma :
12.09.2025 08:02
Güncelleme
: 12.09.2025 08:02
Yorum Yazma Kuralları
Lütfen yorum yaparken veya bir yorumu yanıtlarken aşağıda yer alan yorum yazma kurallarına dikkat ediniz.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı, suç veya suçluyu övme amaçlı yorumlar yapmayınız.
Küfür, argo, hakaret içerikli, nefret uyandıracak veya nefreti körükleyecek yorumlar yapmayınız.
Irkçı, cinsiyetçi, kişilik haklarını zedeleyen, taciz amaçlı veya saldırgan ifadeler kullanmayınız.
Türkçe imla kurallarına ve noktalama işaretlerine uygun cümleler kurmaya özen gösteriniz.
Yorumunuzu tamamı büyük harflerden oluşacak şekilde yazmayınız.
Gizli veya açık biçimde reklam, tanıtım amaçlı yorumlar yapmayınız.
Kendinizin veya bir başkasının kişisel bilgilerini paylaşmayınız.
Yorumlarınızın hukuki sorumluluğunu üstlendiğinizi, talep edilmesi halinde bilgilerinizin yetkili makamlarla paylaşılacağını unutmayınız.
Yorumlar
Kalan Karakter: