“Vicdan”…
Arapça kökenli bu kelime, “vecd” kökünden gelir; “bulmak, fark etmek, sezmek” anlamına dayanır. Dilimizdeki, yaşamımızdaki karşılığıysa çok daha derindir: Kişinin iç sesiyle hakikat arasındaki köprü… Yaşam boyunca her gün geçtiği Felsefede Kant’a göre vicdan, insanın kendi iç mahkemesidir; hukuk yokken bile adalet arayan yerdir. Ama ya bu iç mahkeme susturulursa? Ya kararlar, içimizde değil de ekran başında verilirse? Türkiye, bugün bir vicdan yorgunluğunun tam ortasında duruyor. Her gün yeni bir haksızlık karşısında ya başımızı çeviriyoruz ya da yalnızca iç çekip devam ediyoruz. Oysa vicdan sadece hissedilen değil, harekete geçiren bir güçtür. Bugün bu ülkenin sokaklarında, adliyelerinde, ekranlarında ve en çok da gençlerin bakışlarında yorgun bir vicdan dolaşıyor…
Hayallerin ve toplumsal ideallerin bittiği, herkesin yalnızlaştığının hüküm sürüldüğü, bireysel değerlerin hâkim olduğu bir evrende tutsak insanlar. Maddi kayıp yaşamamak, çıkarına zerre zarar gelmesin istemek sadece ve hep tüketmek, her şeyi herkesi tüketmek. Günlük yaşamlarının, var oluşlarının ya da kim olduklarını kim olmayı istediklerini bile sistemin inşa ettiği tüketim temelinde devam ettirmek.
Gerçeklik algısını ve ilkesini yitirmiş toplumlar. Kitle iletişim araçlarıyla yaratılan sanki her şey eskisi gibi devam ediyor izlenimi. Üretim sistem ve biçimleri kendi kendini üretirken başta insan olmak üzere her şeyi işlemekte ve değiştirmektedir. Simülasyon kuramının kurucusu Fransız sosyolog ve felsefeci Jean Baudrillard’a göre kitle iletişim araçlarının tek görevi simülasyon üretmektedir ve yaşanan evren bir ‘’gibi’’ler evreni. Simülasyon kuramı ‘’gerçeklik’’ kavramının mahiyetini darmadağın ediyor ve bu kuram bizi derin bir sorgulamaya yönlendiriyor. Kurama göre ‘’aşkınlığın varlığından mahrum eden’’ bir düzende var olmaya çalışıyoruz. Gelişim hızının baş döndürücü olduğu bu çağda insanlar televizyonların, telefonların karşısına geçip savaş, şiddet, cinayet, istismar, doğal afet gibi dünyanın her köşesinde gerçekleşen her şeyi adeta bir filmmiş gibi seyrediyor.
Seyretmekle kalmıyoruz kurtarmaktan çok, videoya çekmek için uzanan eller görüyoruz. Bir canlının sokakta maruz kaldığı şiddette, yardım etmek yerine “anlık içerik” üretmeye çalışan kalabalıklar oluşuyor. Acı, artık bir yardım çağrısı değil; sosyal medya etkileşimi için bir fırsat. Depremde enkaz başında ağlayan birinin görüntüsü, yardım duygusu değil izlenme sayısı doğuruyor. Kitle iletişim araçları, vicdanla temas kurmak yerine onu “estetikleştiriyor”, “tüketilebilir bir malzeme”ye dönüştürüyor.
Gördüğümüz her trajedi, bir film sahnesi gibi akıyor ekranlarımızdan. Gerçek acılar, gerçek insanlar, gerçek felaketler… ama hepsi “gibi”. Ve biz, gerçekliği izleyip hiç yaşamamış gibi devam ediyoruz. İşte vicdanın yorgunluğu da tam burada başlıyor: Gördüğümüzü hissetmemekle, hissettiğimizi unutmakla.
Ve işte tam da bu yüzden bugün Türkiye’de sokakta yürürken, adliyede beklerken, okul koridorlarında ya da evimizin salonunda televizyon başında sessizce akan bir suskunluk var: Vicdanın sesi değil, yorgunluğunun gölgesi dolaşıyor.
Çünkü bu topraklarda artık “haklı olmak” yetmiyor; güçlü değilsen görünmezsin. “Doğruyu söylemek” cesaret değil, çoğu zaman yalnızlıkla sonuçlanıyor. Gençler, adaleti bir ideal değil bir hayal olarak görüyor. Çocuklar, iç sesiyle değil dış koşullarla büyüyor. Ve bizler… Her şeyin bu kadar görünür olduğu bir çağda, en temel insani değeri –vicdanı– görünmez kılmanın kıyısında dolaşıyoruz.
Türkiye bugün sadece ekonomik değil, ahlaki ve duygusal bir yoksullaşmanın da içinde. Kendi gerçeğini ararken, hakikati “gibi”lerde kaybeden bir toplumun fertleriyiz. Ama unutulmamalı ki; her toplum, ne kadar bastırılırsa bastırılsın, bir gün vicdanla yüzleşir. Tıpkı geçmişte olduğu gibi, bu topraklar yine bir gün iç sesini yükseltecek. Soru şu: O gün geldiğinde, biz hâlâ o sese kulak verebilecek kadar canlı kalabilecek miyiz?
Yorgun Vicdanlar Ülkesi
Yayınlanma :
29.05.2025 08:45
Güncelleme
: 29.05.2025 08:45
Yorum Yazma Kuralları
Lütfen yorum yaparken veya bir yorumu yanıtlarken aşağıda yer alan yorum yazma kurallarına dikkat ediniz.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı, suç veya suçluyu övme amaçlı yorumlar yapmayınız.
Küfür, argo, hakaret içerikli, nefret uyandıracak veya nefreti körükleyecek yorumlar yapmayınız.
Irkçı, cinsiyetçi, kişilik haklarını zedeleyen, taciz amaçlı veya saldırgan ifadeler kullanmayınız.
Türkçe imla kurallarına ve noktalama işaretlerine uygun cümleler kurmaya özen gösteriniz.
Yorumunuzu tamamı büyük harflerden oluşacak şekilde yazmayınız.
Gizli veya açık biçimde reklam, tanıtım amaçlı yorumlar yapmayınız.
Kendinizin veya bir başkasının kişisel bilgilerini paylaşmayınız.
Yorumlarınızın hukuki sorumluluğunu üstlendiğinizi, talep edilmesi halinde bilgilerinizin yetkili makamlarla paylaşılacağını unutmayınız.
Yorumlar
Kalan Karakter: