“Toplumsal yapının çimentosu olması gereken eğitim, ne zaman kolay yoldan geçilen bir arka sokağa dönüştü?”
Emeğin kıyımına ve yıkıma dair.
“Liyakat, çağdaş toplumların olmazsa olmazıdır.” diyor Prof. Dr. Emre Kongar. Olmazsa olmaz dediğimiz her şeyi kaybedeli ne kadar zaman oldu?
“Eğitim sisteminin içini boşaltan bariz hatalar yapılıyor.” diyor bir köşe yazısında Necdet Başoğlu ve ekliyor:
“Akademiyi güç sahiplerine, şakşakçılara teslim ettiğimiz gün, üniversitelerin içini boşaltılmasını sağladık.”
Bu tokat niteliğindeki tespit, sahte diploma çetelerine yalnızca bir hukuksal ya da güvenlik zafiyeti meselesi olarak bakmamamız gerektiğini ortaya koyuyor. Çünkü sahte belgelerle ekmek parası bulabilenler, aslında liyakat yerine yandaşlıkla yükselen bir sistemin ürünlerinden başka bir şey değildir. Bu toplumsal ihanetin kaynağında ‘“azınlık bir gruba çare, memlekette sistemleri çürütme” mantığı var. Ve bu mantık, diplomanın bile yetersiz hale geldiği, işsizliğin arşa çıktığı, mesleki hayalleri gerçekleştiremediği için canına kıyan sayısız gencin olduğu; bir ihmaller ve istismarlar ülkesi inşa ediyor.
Bir sınavı veya her türlü ayrımın ve kayırmanın yuvası olan mülakatı geçemedikleri için, sistemin liyakatsiz ellerinden geçemedikleri hayat sınavı yüzünden yaşamdan kopup gidenler… Her birinin cebinde bir diploması vardı, hem de gerçek bir diploma.
Liyakat öldüğünde, gerçek öldüğünde; umut, inanç, azim, emek, mücadele her biri ölür.
Türkiye Psikiyatri Derneği verilerine göre, 15-29 yaş arası gençlerde işsizlik, depresyon ve intihar girişimi arasında doğrudan bir korelasyon var. TÜİK 2024 verilerine göre üniversite mezunu genç işsizliği %26,3. Bu oran, Avrupa Birliği ortalamasının 3 katı. Dünya Sağlık Örgütü ise işsizlik yaşayan gençlerin intihar riskinin 2,5 kat arttığını raporluyor. Bunca sahteliğin arasında verilerin gerçekliğinden şüphe duymamız olası!
İşte bu nedenle, sahte unvanlar sadece haksız bir avantaj değil; aynı zamanda gençlerin canına kasteden sistematik bir şiddetin parçasıdır.
Kaynağını adaletten almayan, yönünü adalete çevirmeyen, emeği hor gören her sistem; karanlığa gömülmeye, yutulmaya mahkûmdur.
Bir aynayı kırdığınızda, parçalar hâlâ size bakar ama yüzünüzü bütünüyle göstermez. Bizim tüm sistemlerimiz de böyle; eğitimden sağlığa, hukuktan toplumsal adalete kadar her alanda parçalanmış yansımalar var, artık bütünü göremiyoruz.
Mert Akdoğan… Hakim–savcılık yazılı sınavında 115’inci oldu, ama mülakatta elenme haksızlığıyla soldu ömrünün baharında. Mithat Can Yalman mobbing ve tehditlerle baş edemedi, mektubuna “bir adım atılacağını bile düşünmüyorum” diye inancı kalmadan yazmıştı; sonunda yine o karanlık sistem. Mustafa Kaya, 28 yaşında yüksek lisans mezunu bir rehberlik öğretmeni adayıydı. Dört yıldır atanamıyordu; yakınlarının aktardığı notunda “Hayata veda ediyorum... Abimi ve annemi çok seviyorum” diyordu. 25 yaşındaki Sosyal Bilimler Öğretmeni Merve Çavdar, 2014 yılında mezun olduktan sonra atanamayınca bunalıma girerek ‘iş bulmaya gidiyorum’ diyerek evden çıktı ve sahilde depresyon haplarıyla canına kıyıp, o da ömrünün baharında soldu. Elinden umutları, motivasyonu, inancı, emeğini çalınan sayısız genç… Bir ah cihanı alt üst eder.
Son 10 yılda öğretmen intiharlarının en az 300 olduğu tahmin ediliyor. İsimleri, acıları, hikayeleri yarım kalmış, yeşerememiş, toprağından kopartılmış daha nicesi…
Sahte diploma çeteleri, haksız sınav sistemleri ve liyakatsiz atama politikaları ile bu düzen, umudu ve emeği bir mezarlığa gömüyor. Toplumsal düzenin çimentosu adalet ve liyakattir; bunlar aşındığında, istikbal bireyler için değil, yalnızca ayrıcalıklı zümreler için vardır, sadece imtiyazlıların mirası olur.
Yorumlar
Kalan Karakter: