– Hasta: “Ama benim randevum vardı.”
Ben: “Evet, sistemde görünüyor.”
İç ses: Zaten olmayan kimse burada değil. Burası gizli tarikat mı?
– Hasta: “Randevulu hasta niye bekliyor?”
Ben: “Yoğunluk var.”
İç ses: Yoğunluk değil, insanlık var. İnsanlar konuşuyor, anlatıyor, susmuyor.
– Hasta: “Benim işim beş dakika sürer.”
Ben: “Tabii.”
İç ses: Beş dakika dediğin şey, bu binada 45 dakika.
– Hasta: “Sadece bir soru soracaktım.”
Ben: “Doktorumuz içeride.”
İç ses: O soru birazdan ‘hazır buradayken’e evrilecek.
– Hasta: “Ben araya giremez miyim?”
Ben: “Maalesef.”
İç ses: Girersen arkanızdaki teyze beni duvara asar.
– Hasta: “Ama benim randevu saatim geçti.”
Ben: “Evet.”
İç ses: Saat geçti. Sabır da geçti. Hepimiz geçtik.
– Hasta: “Bu sistem niye böyle?”
Ben: “Elimizden geleni yapıyoruz.”
İç ses: Sistem değil, beklentiniz optimist.
– Hasta: “Herkes niye bu kadar yavaş?”
Ben: “Doktorumuz detaylı çalışıyor.”
İç ses: Çünkü burası hızlı servis değil, sağlık kurumu.
– Hasta: “Benim çocuğum var.”
Ben: “Anlıyorum.”
İç ses: Buradaki herkesin bir hayatı var, seninki afişe asılmadı diye üzülme.
– Hasta: “Bir bakıp çıkacağım.”
Ben: “Sırayla alıyoruz.”
İç ses: İçeri giren ‘bakıp çıkan’ henüz evrimleşmedi.
– Hasta: “Ben sabah erken geldim.”
Ben: “Evet.”
İç ses: Biz de sabah erken geldik. Ama bize sıra gelmedi.
– Hasta: “Ben rica ediyorum.”
Ben: “Maalesef.”
İç ses: Rica sırayı delmez ama tansiyonumu yükseltir.
– Hasta: “Ama herkes benden sonra geldi.”
Ben: “Sistem sırasına göre.”
İç ses: Sistem, seni değil zamanı seviyor.
Bekleme salonları kutsal alanlardır.
Sabır burada test edilir.
Empati burada bırakılır.
Ve herkes kendini istisna zanneder.
Tıbbi sekreterlik, aynı soruya her seferinde ilk kez duyuyormuş gibi cevap verme mesleğidir.
Ve günün sonunda biri mutlaka şunu söyler:
– “Kolay gelsin.”
Ben: “Teşekkür ederim.”
İç ses: Zor zaten. Kolayı yok.
Yorumlar
Kalan Karakter: