Kendi ayağına çelme takan yegâne varlık biz insanoğluyuz. Dünyanın bu kadar çekilmez bir hal almasının birinci nedeni aç gözlü, doymayan, her şeyi ele geçirmeye çalışan insanlarsa; ikinci nedeni basit olanı karmaşık hale getiren diğerleri, yani bizleriz. Zihnimize sokulan karma karışık bilgiler ve sürekli değiştirilmeye çalışan algımız yüzünden olan biteni olduğu gibi kavrayamıyoruz. Cesurca adım atamayacak hale geldik, getiriliyoruz. Gözlerimizin önünde neler neler tartışılıyor; bizde bir atalet, bir rehavet, bir rahatlık sormayın gitsin. İçimizden birilerinin kalkıp itiraz etme ihtimaline karşın da tedbirlerini alıyorlar; mahalleye gelen dedikoducu bir kadının ortalığı karıştırması misali zihnimize giriyorlar ve kolaycacık yapabileceğimiz bir işin ne kadar zor, hatta imkânsız olduğunu yerleştiriyorlar bilincimize. Olacakları izliyor, kıpırtısız bekliyoruz hepimiz.
İşlerine geliyor; çünkü bir savaşı kazanmanın en kestirme yolu düşmanını daha baştan yıldırmak. Ne kan, ne gözyaşı… Savaşacak düşmanı korkut, olsun bitsin. Şimdiki savaşlar ruhumuzun çekirdeğine yerleştirilmiş durumda, her şey orada cereyan ediyor. Felaketler, dövüş sanatlarındaki kontra teknikler gibi üst üste geldiği için iyice sersemledik. Halbuki, İlkokul öğretmenimizin okuduğumuz bir kitabı olay zinciri halinde basitçe, madde madde yazdırması gibi tüm yaşananları en yalın haliyle özetlesek her şey aydınlanacak zihnimizde; kimin kim olduğu ortalara dökülecek.
Peşinden gittiğimiz, fikirlerini kendimize şiar edindiklerimizi bile anlayamaz olduk. Birbirinden acı felaketlerle değişen gündem sadece kafamızı değil tüm benliğimizi de allak bullak etti. “Okham’ın Usturası” kuramıyla düşünmek gerekiyor bizim gibi ülkelerde demek ki. En kısa tanımıyla “İşler karmaşıklaştığında en basit olanı seçmek.” denilebilir. Kuramın kullanılışına bir örnek vermek gerekirse: Bir köpek sesiyle irkiliyorsunuz. Evinizde de kendi köpeğiniz var. Mantıklı olan, duyduğunuz köpek sesinin sizin köpeğinize ait olduğu. Yani en basit olanı. Kapınızı açık bıraktığınız ve sokak köpeklerinin içeri doluşup biraz sonra sizi parçalamak üzere olduğunu düşünmek, elde veri yoksa gereksizdir. Makul ve açık, basit gerçeklere dayalı bir açıklama yapabiliyorsanız spekülasyona yer vermeyin diyor teori. Hatta teorinin adının “ustura” olmasının nedeni de iki keskin alternatifin yeterliliğine atıf yapmak için.
Günlük hayattan tutun da bilimsel çalışmalara kadar her alanda işe yarar. Özellikle kafamızda binlerce tilki dolaşırken iş saçmalığa varacağı anda verileri sadeleştirmek ayaklarımızın yere basmasını sağlar. Zihnimize bir gün içinde en az altı bin düşünce üşüştüğü bilindiğine göre, kendimizi etkisiz kılmak istemiyorsak özellikle bize yedirilmeye çalışılan spekülasyonlara düşüncelerimizi sadeleştirip dur demek zorundayız. Zaten bilinen bir reklam stratejisidir kafa karışıklığı ve karışık duygular yaratmak. Bir ürünü parlatmanın da en iyi yoludur. Dikkatiniz başka yöne çekilerek, içinizde korku yaratılarak ele geçirilirsiniz. Mesela; çamaşır makinesi için kireç sökücü bir ürünü mü parlatmak istiyorlar, kireç tutmuş bir makinenin görüntüsünü şamar gibi yüzünüze yersiniz.
Kafamız çok karıştığında, kime veya neye inanacağımızı şaşırdığımızda, en görünen ve en önemli gerçekleri doğru veri olarak kabul edip spekülasyon gibi görünenleri bir kenara bıraktığımızda daha isabetli kararlar verir, daha sağlam seçimler yaparız. Belki de şu anda ihtiyacımız olan düşünce şekli bu; çünkü dün söylediğinin tam tersini söyleyenler, dün yaptığının tam tersini yapanlar, rüzgârın yönüne göre yelken kıranlar yüzünden kafamız allak bullak. Her kafadan her türlü ses çıkıyor; kime inanacağımızı, kime güveneceğimizi bilemiyoruz. Öncelikle güvenebileceğimiz biricik insana, kendimize güvenip ardına düşeceklerimizi net ve basit bir şekilde, gören gözlerle değerlendirmek zorundayız. Çünkü her saat, her dakika bizlerden bir şeyler alıp götürüyor. Vermemiz gereken kararları vermek, almamız gereken tedbirleri almak zorundayız.
Bizden sonrasına bırakacaklarımız için doğru seçimler yapıp doğru kararlar vermek zorundayız. Yarınların sorumluluğuyla yanlışlıkların karşısında dimdik durmak zorundayız. Gelecek nesillerin mağdur olmaması, bizi sevgiyle yad etmesi için buna mecburuz.
Sevgiler, saygılar…
İŞLER KARMAŞIK HALE GELİNCE…
Yayınlanma :
28.10.2024 08:14
Güncelleme
: 28.10.2024 08:14
Yorum Yazma Kuralları
Lütfen yorum yaparken veya bir yorumu yanıtlarken aşağıda yer alan yorum yazma kurallarına dikkat ediniz.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı, suç veya suçluyu övme amaçlı yorumlar yapmayınız.
Küfür, argo, hakaret içerikli, nefret uyandıracak veya nefreti körükleyecek yorumlar yapmayınız.
Irkçı, cinsiyetçi, kişilik haklarını zedeleyen, taciz amaçlı veya saldırgan ifadeler kullanmayınız.
Türkçe imla kurallarına ve noktalama işaretlerine uygun cümleler kurmaya özen gösteriniz.
Yorumunuzu tamamı büyük harflerden oluşacak şekilde yazmayınız.
Gizli veya açık biçimde reklam, tanıtım amaçlı yorumlar yapmayınız.
Kendinizin veya bir başkasının kişisel bilgilerini paylaşmayınız.
Yorumlarınızın hukuki sorumluluğunu üstlendiğinizi, talep edilmesi halinde bilgilerinizin yetkili makamlarla paylaşılacağını unutmayınız.
Yorumlar
Kalan Karakter: