‘’Yüreğini kolla, ölmeden çürüyorsun…’’
Haz ve fayda çağının beklenen sonuçları doğmaya başladı.
Ne biçim bir döneme denk geldik diye kahrolanların sayısının her geçen gün arttığı uyuşmuş ve uyuşturulmuş bu çağda cevabı; sabret ve sakın felsefesiyle tanınan filozof Epiktetos vermiş. ‘’Sen seçtiğin anda doğmadın. Dünyanın sana ihtiyacı olduğu zamanda doğdun. İnsan yerküreye, varoluşa ve dünyanın devrine hizmet eder. Önemli olan burada olduğun zamanlarda üzerine düşeni yapmaktır.’’ Çünkü bu çarpık sistemin hüküm sürebilmesi için pompalanan umutsuzluk, çaresizlik dalgası yeterli. Aslında her küçük hareket, her farkındalık adımı bu çarkı yavaşlatabilir. Sistemlerin, birilerinin bizi çaresiz hissettirmesine izin vermek, onu beslemekten başka bir şey değil.
Üzerinize düşenin ne kadarını yaptığını düşünüyorsunuz? İstisnasız her konuda sorgulamalısınız. Sosyal medyada tepki göstermek, sayısız paylaşım yapmayı kast etmiyorum. Öfke ve nefret dolu yapılan yorumları da değil. Çözümün bir parçası olmak için ne yapıyoruz? İçimizdeki yarayı bir yarara ne kadar dönüştürüyoruz? Sosyal medyadaki tüm mecralar insanın toplumsal çürümeye karşı duyarsızlaşmasını, olayın ilk olduğu an içinde oluşan tüm duyguları öfkeyi, kırgınlığı, kederi yoğun bir biçimde kusmasını sağlıyor. Sonrasında hızlıca değişen gündemle bir öncekini unutuyoruz. İnsan fıtratı gereği elbette unutandır. Lakin canice soldurulan bir gülü, katledilen bir hayali, o eksik ve yarım kalacak resmi, paramparça bir ruhu, masadaki eksilen tabağı, sınıfta eksilen sırayı, yanarken ağlayan ağaçları, uçurumun kenarında seni iten eli, dilsiz bir acıyı nasıl unutabilir?
‘’Yoksulluk, bütün insanlığın utancıdır.’’ der Yaşar Kemal. Nasıl bahsedebileceğimi bilemediğim, kelimelerimin can bulamadığı bir ihmal. Yaşanan her ihmal olaylarında -muhatabı fark etmeksizin- sorumluluk almak yerine hep “suçlu” mu arayacaksınız?
Çocuklar, hepimizin çocukları değil midir? Yaşama, sağlık, barınma, fiziksel ve psikolojik sömürü yaşayan çocuklar da bize ait değil midir? Yaşaması için toplumun, devletin, hatta bizlerin sorumluluğu yok mudur? İnsan ömrünü uzatmak için sayısız çabanın gösterildiği, ölümsüzlük hayalinin bile konuşulduğu, yapay zekanın dijital çağın teknolojik ilerlemenin arşa çıktığı güya gelişmişliğin sınırlarının zorlandığı bu çağda yaşam hakkını konuşmak... Bir annenin çatı olmaya çalıştığı dünyada, temel güvenlik önlemlerinin bile sağlan(a)madığı bu düzende kayıpların yaşanması, sistemin yarattığı derin yaraların ve çöküşün yansımasıdır.
Canlının (doğa, hayvan veyahut insan fark etmeksizin) yaşam hakkı, yalnızca devletin değil, tüm toplumun sorumluluğundadır. Çocuklar özelinde söylemek gerekirse, yalnızca ailelerine ait değil; aynı zamanda bu ülkede var olan tüm sistemlerin sorumluluğundadır. Bir çocuk, ailesine olduğu kadar devlete de aittir. Çünkü devlet, toplumu oluşturan her bir bireyi korumak, eşit fırsatlar sunmakla, yükümlüdür. Sistemin kör bir şekilde işlediği, eşitsizliğin derinleştiği, yoksulluğun derinleştiği ve adaletin bu kadar uzaklaştığı bir dönemde…
Bu kayıpların bir daha yaşanmaması için ne yapıyoruz? Bir çocuğun yaşamını güvence altına almak, onu bu dünyada onurlu bir şekilde yaşatmak için ne kadar çaba harcıyoruz? Yaşam, sadece bir yerden bir yere gitmek değil, aynı zamanda orada hangi izleri bıraktığımızdır. Sadece nefes alanlardan olmamak için, gerçekten yaşamış olmak için izler bırakmalıyız. Her kayıp, tüm insanlığın kaybıdır. Her biri birer can, birer umut, birer bugündür, yarındır, her biri hayallerdir. Bu kayıpların sorumluluğu, bizlere aittir. Hepimize.
Şayet izler bırakmak istiyorsanız, o izleri kırık dökük değil, umutla, emekle, cesaretle, mücadeleyle örülmüş bir yolda bırakmalısınız. Çünkü ne zaman aydınlığa dokunsanız, karanlık biraz daha yutulur. Ne kadar karanlık olursa olsun, içimizdeki ışığı bulmak ve başkalarına ulaştırmak, bu çürüyen kâinatta en büyük devrimdir.
Memleketimin çocuklarına yoksulluk, açlık ve ölüm getirilmediği; aydınlık hüküm sürene dek!
DİRİLER, ÖLÜLERDEN DAHA HIZLI ÇÜRÜYOR
Yayınlanma :
19.11.2024 08:20
Güncelleme
: 19.11.2024 08:20
Yorum Yazma Kuralları
Lütfen yorum yaparken veya bir yorumu yanıtlarken aşağıda yer alan yorum yazma kurallarına dikkat ediniz.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı, suç veya suçluyu övme amaçlı yorumlar yapmayınız.
Küfür, argo, hakaret içerikli, nefret uyandıracak veya nefreti körükleyecek yorumlar yapmayınız.
Irkçı, cinsiyetçi, kişilik haklarını zedeleyen, taciz amaçlı veya saldırgan ifadeler kullanmayınız.
Türkçe imla kurallarına ve noktalama işaretlerine uygun cümleler kurmaya özen gösteriniz.
Yorumunuzu tamamı büyük harflerden oluşacak şekilde yazmayınız.
Gizli veya açık biçimde reklam, tanıtım amaçlı yorumlar yapmayınız.
Kendinizin veya bir başkasının kişisel bilgilerini paylaşmayınız.
Yorumlarınızın hukuki sorumluluğunu üstlendiğinizi, talep edilmesi halinde bilgilerinizin yetkili makamlarla paylaşılacağını unutmayınız.
Yorumlar
Kalan Karakter: