Pazar günü üniversite sınavı vardı. Bizim evde sessiz bir umut… Komşunun camında ise Harvard’dan canlı yayın.
Sabah saat 07:00.
Evde herkes sanki uzaya çocuk gönderiyor gibi.
Anne dua ediyor, baba “Ben sana demiştim o telefona bu kadar bakma!” diye iç geçiriyor.
Çocuk sessizce simidini kemiriyor, aklı Türkçe paragraf sorularında.
Ama o sırada…
Karşı balkonda bir hareketlenme.
Komşunun annesi, elinde termosla, camdan bağırıyor:
— “Bizim çocuk bu sene Harvard başvurusunu da yaptı, bakalım MIT mi Harvard mı seçecek!”
Bizim anne boğazına takılan zeytin çekirdeğiyle boğulma eşiğinde.
Çünkü biz hâlâ “sınav giriş belgesini yazdırdık mı?” aşamasındayız.
Bizim çocuk sınavdan çıkınca:
— “İyiydi, ama mat çok zorladı.”
Komşununki:
— “Bu sınav bizim düzeyin bayağı altındaydı. Finlandiya’da çok daha zor denemeler çözüyoruz.”
Buyur buradan yak.
Bizim çocuk sınavdan önce içli köfte yedi, gaz yaptı.
Onunki sınav sabahı glütensiz chia tohumlu smoothie içti.
Bizimki poğaçayla optik okuyordu, o meditasyonla net temizliyordu.
Bizim çocuk “ya tutarsa” diye işaretledi.
Komşununki “zaten tuttu” diye gülümsedi.
Bizinkine “hadi aslan oğlum” dediler.
Onunkine “genetik kodların bu sınavın çok ötesinde” denildi.
Bizimkine ödül olarak dondurma vaat edildi.
Onunki Harvard’dan burs aldı.
Bizimkine “KYK çıkar mı acaba?” diye dua ediliyor.
Onunki “Amerika’daki öğrenci evine mi çıksam, yoksa Kanada mı” diye kararsız.
Ama biz de boş değiliz yani…
Bizim çocuk da mahallenin en iyi insanı!
Yaşlı teyzeye yol veriyor, sokak kedisine mama alıyor, bir de yalandan değil ha, içinden gelerek yapıyor!
Tamam belki Harvard görmedi…
Ama biri “kolay gelsin” deyince içten “Eyvallah” diyor.
Biraz daha kasarsa Mevlana olur zaten.
Diyoruz ki:
Harvard iyidir, hoştur… ama bizimki iyi kalpli.
Gerekirse Harvardlıya yer verir otobüste,
Zaten adamlık da biraz orada başlıyor.
Yorumlar
Kalan Karakter: