Sanala aktarılıyoruz, hem de göz göre göre. İnterneti kullanırken para ödesek de bir sürü platformdan ücretsiz yararlandığımız için bunların bir nimet olduğunu düşünüyoruz. Güveniyoruz da onlara; burada adını zikretmek istemediğim bir sürü platforma en özel fotoğraflarımızı, görüntülerimizi ve sesimizi yüklüyoruz. Bu sayede bu platformlar bizi bizden daha iyi tanıyorlar. Beğenilerimizi, tercihlerimizi, davranış biçimlerimizi, her şeyi kayıt altına alıyorlar. Bu işte bir tuhaflık yok mu? Bazılarımız bunun farkına varmış olacaklar ki kendi profillerini kilitliyorlar. Verilerin asıl toplandığı havuza bilgilerimizin ulaşmasına engel oluyor mu bu tedbirimiz? Tabi ki hayır. Deseniz ki bugün kullandığımız teknoloji artık güvenli değil, bir kısmını kullanamayacağız. Bunca acımasızlığa, bunca gürültü patırtıya ses çıkartmayan insanoğlu kullandığımız bu zamazingoları geri alabilmek için birden ayaklanır. Afyona alıştırılır gibi alıştırıldık çünkü. Günde beş altı saat internette gezinmeye alışmış birinin elinden telefonunu almak, minik bir bebeği anne sütünden kesmekten daha zor.
Birçok psikoloğun belirttiği gibi zaten alışkanlık oluşturabilmek için bazı özellikler eklenmiş bu platformlara. Eğer bilinçli bir şekilde kullanmayı bilmezsen bir de bakıyorsun saatlerce zaman harcamışsın başında. Neden peki? Birilerinin kafalarında olan bir modele yavaş yavaş adapte olabilmek için. Alıştırıldıkça alıştırılıyoruz, iş bir kısırdöngü halini aldı. Alışverişe alıştırıldık, çalışıp çırpınıp elde ettiklerimizi cebimizden şak diye çekip alabiliyorlar. Ağa bağlı olmaya alıştırıldık, konumumuz kapalı olsa bile bizim nerede olduğumuzu biliyorlar. Kredi kartlarına alıştırıldık, ileride paranın yerini böyle bir sistem alırsa pek yadırgamayacağız. Gerçi şimdiden başladılar dijital paraların çığırtkanlığına. Bir sürü şubesi var yurdumuzda. Böyle paralar üstü bir sistemin ülkemizde var olmasından gençlerimiz gurur duyuyor; yanımızda kâğıt para taşımadan alışveriş yapabileceğiz, diye de seviniyorlar. Ne güzel(!)
Dayatılan alışkanlıklardan biri, bizi birilerinin istediği her kılığa sokuyor: Moda. İnsanlık için nasıl bir gelecek tasarlıyorlarsa, yırtık pırtık kıyafetleri bize trend diye yutturup üzerine de bir sürü para ödettiriyorlar. Herkes ortalarda bu kıyafetlerle dolaşırsa kimse yoksulluğunun farkına varmaz diye mi? Yırtık pırtık kıyafetlerin beğeni şablonumuzun içine sokulmasının altında var bir şeyler.
Bizleri alıştırmak ve duygu yönetimimizi ellerine almak için Hollywood da iyi bir kapı. Dünyaya neyi pompalamak istiyorlarsa birkaç sene öncesinden filmini yapıp burnumuza dayıyorlar. Her zamanki gibi parasını da bize ödetiyorlar devasa yapımlarının. Üstelik de bu filmler, yirmi beş kare tekniğinin kullanıp kullanılmadığı denetlenmeden cayır cayır izlettiriliyor salonlarımızda. (Birçok ülkenin bu konuda denetim komisyonu var.)
Daha yüzlercesi var alıştırıldıklarımızın, yazsak sayfalar dolusu ansiklopedi olur. Tüm bunlar sayesinde yavaş yavaş ısıtılan suyun içinde kendimizi güvendeymişiz gibi hissediyoruz. (Asıl yaratılmak istenen atmosferde bu.) Gözlerimiz kapalı; çünkü öyle acı dolu bir gündemimiz var ki biz iç kulvarda sorunlarımızla boğuşurken gerçek gündem, asıl büyük sorunlar, dış kulvarda dört nala koşuyor. Bir gündem patlıyor, bir sorun ortaya çıkıyor, günlerce konuşuyoruz. Büyük felaketler ve büyük acılara rağmen yapılan tek şey televizyonlarda hep aynı kişilerin saatlerce konuşması. Alıştırıldıklarımızın içinde en kötüsü de bu zaten: Atalet içinde felakete uğrayanlar hakkında yapılan yorumları izleyip durmak. Kızgın çöl kumlarının üzerine düşmüş bir çekirge gibi çaresizce kanaldan kanala zıplayarak olan biteni dehşetle izlemek…Bir süre sonra H.G Wels’in “Zaman Makinesi” romanındaki sevimli çocuklar gibi yaşayan, hiçbir şeyin farkında olmayan, bir arkadaşları boğulurken neşeyle izleyebilen Eloiler haline geleceğiz.
Kitaptaki zaman gezgini 802.701 yılındaki dünyada, böyle insanımsılarla, Eloiler’le karşılaşıyor. İnsanlığın bu noktaya gelmesinden büyük üzüntü duyarak şunları söylüyor: “İnsan zekâsının varlığının ne kadar kısa sürdüğünü görünce çok kederlendim. İnsanoğlu intihar etmişti. Kendine hedef olarak kararlılıkla rahatı ve kolayı, düstur olarak da güvenli ve istikrarlı, dengeli bir toplumu seçmiş ve muradına ermişti; ama sonunda gele gele bu duruma gelmişti işte.”
Alıştırıldıklarımızla içine alındığımız çemberin dışına çıkmayı başaramazsak eğri büğrü bir kültürle bizi istediği yere çeken Morloclar’ın oyuncağı olacağımız günler yakındır. Zaman gezgini gibi zaman makinemizi Morloclar’a kaptırmadan önce kendimize gelebilmeliyiz.
Sevgiler, saygılar…
ALIŞTIRILDIKLARIMIZ
Yayınlanma :
03.02.2025 08:52
Güncelleme
: 03.02.2025 08:52
Yorum Yazma Kuralları
Lütfen yorum yaparken veya bir yorumu yanıtlarken aşağıda yer alan yorum yazma kurallarına dikkat ediniz.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı, suç veya suçluyu övme amaçlı yorumlar yapmayınız.
Küfür, argo, hakaret içerikli, nefret uyandıracak veya nefreti körükleyecek yorumlar yapmayınız.
Irkçı, cinsiyetçi, kişilik haklarını zedeleyen, taciz amaçlı veya saldırgan ifadeler kullanmayınız.
Türkçe imla kurallarına ve noktalama işaretlerine uygun cümleler kurmaya özen gösteriniz.
Yorumunuzu tamamı büyük harflerden oluşacak şekilde yazmayınız.
Gizli veya açık biçimde reklam, tanıtım amaçlı yorumlar yapmayınız.
Kendinizin veya bir başkasının kişisel bilgilerini paylaşmayınız.
Yorumlarınızın hukuki sorumluluğunu üstlendiğinizi, talep edilmesi halinde bilgilerinizin yetkili makamlarla paylaşılacağını unutmayınız.
Yorumlar
Kalan Karakter: