Günümüzün büyük yanılgısı gıcır gıcır bir dönemde yaşayan, tercihi bol şanslılar olduğumuz. Ardından gelen inanışımız ise “Çok seçeneğimiz var.” Her birinin görüntüsü, albenisi, tantanası şahane. “Bolluk var çok şükür.” diye düşünüyor, seçim yapmakta da bir hayli zorlanıyoruz. Niteliğin niceliğe kurban gittiği çağda işimize yaramayan her şeyi alıyor, makineleşen dünyada bizler de birer alım robotuna döndürülüyoruz. Döndürülüyoruz diyorum, zira artık reklamcılar bile bizim bilinç altımızla oynadıklarını inkâr etmiyorlar. Seçim şansımızı elimizden almak için her yolu deniyorlar, buna mecburlar; çünkü bu bir savaş, kazanmak için her yol mübah karşı taraf için. Ayarlarımızla oynayıp zihinlerimize ağ atmak zorundalar, bizi özgür bırakamazlar. Bıraktıkları an daha zor yönlendirilen varlıklar haline gelebiliriz, zor yönlendirilen insanlar olursak da o cicili bicili, parlatılmış ürünlere pek itibar etmeyiz. Öyle tuzaklar kuruluyor ki aslında hiç ihtiyacımız olmayan şeyleri alıp eve geldiğimizde alışveriş paketlerini açarken kendimiz bile hayret ediyoruz bu kadar çok şeyi nasıl satın aldık diye. Bir köşeye fırlatıp attıklarımızı ödemek için de aylarca hatırı sayılır paraları çatır çatır ödüyoruz.
Acı; ama gerçek: Zorunlu ihtiyaçlarımızı bile biz belirlemiyoruz, birileri tarafından dayatılıyor. Almak için çıldırıyoruz; alamayınca kendimizi pek bir bedbaht hissediyoruz. Sadece ürünler mi, bir hayat biçimi olarak AVM gezmeleri de çok güzel pazarlanıyor. O kadar ki “AVM gezmesi” diye alternatif bir sosyalleşme şekli çıktı ortaya. Alışveriş manyaklığının da ötesine geçmiş durumdayız. Çocuklarımız bizzat tarafımızdan AVM’lerde sosyalleşmenin bir statü göstergesi olduğuna inandırıldığı için spor veya sanatla uğraşmak yerine arkadaşlarıyla toplanıp böyle mekanlarda gezmeyi tercih ediyorlar. Henüz ilköğretim çocukları okuldan çıkar çıkmaz şehrin diğer ucundaki bir alışveriş merkezine akşamın bilmem kaçına kadar takılmaya gidebiliyor, anne babaları da oralarda güvendeler diye gönül rahatlığıyla izin veriyorlar. Çocuklarımızı nasıl etkiliyor acaba? Karşılaştığım bir örnekle anlatmaya çalışayım: Tanıdığım bir aile şehrimizin güzide ilçelerinden birine yerleşmeye karar veriyor. Ailenin iki küçük çocuğu var ve çocuklarını rahat büyütebilecekleri için bu kararı mutlulukla veriyorlar. Çocuklarımızın serbest oyun alanı da olur, hepimiz rahat ederiz, onlar da çocukluklarını yaşar diye düşünüyorlar ve taşınıyorlar. Çocuklardan büyüğü ilkokula gidiyor, diğeri henüz dört yaşında. Büyük çocuk birdenbire sorun çıkartmaya, uyumsuzluk göstermeye başlıyor. Kırıp döküyor, uyumuyor, arkadaşlarına zorbalık ediyor. Bu noktada aile uzman birinden yardım alıyor ve çocuğun “AVM yoksunluğuna” girdiği anlaşılıyor. Aile bu şekilde tanımladığı için ben de aynı tabiri kullanıyorum. Meğer şehir merkezinde oturdukları ev bir AVM’ye çok yakınmış ve haliyle boş vakitlerinin büyük bölümünü orada geçiriyormuş çocuk. Bu durumla ilgili çevreleriyle konuştukça anlamışlar ki sadece kendi başlarında değil, onlarca çocuğumuz aynı durumda.
Yani anlayacağınız bu alanları gezinti yeri olarak kullandığımız gibi çocuklarımıza da bunu aşılıyoruz, hem de onların psikolojilerini yerle bir edecek kadar. Yavrularımız alışveriş yapılan yerlerden uzaklaşınca da kendilerini gurbette gibi hissediyorlar maalesef. Çocuklarımızı teknolojiye kaptırdık diye üzülürken daha beteri başımıza geldi. Bir şeyleri satın almayı bir yana bırakın, oralara gidemeyince bile çıldıran bir nesil mi yaratıyoruz? Birçok alışveriş merkezinde grup halinde gezen ilkokul öğrencileriyle ben de karşılaşıyorum, durdurup soruyorum “Niçin geldiniz?” diye, şaşırıyor çocuklar, çünkü oralara gelmek bir eğlence, zaman geçirme şekli olmuş onlar için, gayet doğal görüyorlar. Çoğu “Öyle geziyoruz.” diye yanıtlıyor. (Karavanla Türkiye’yi gezen biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim, bütün yurtta durum birbirinin aynı.)
Yaş sınırı tartışılmasını hukukçulara ve pedagoglara bırakmak gerek. Bir şeyi atlamadan tabi: Çocuklarımız tüketim kültürünü içselleştirip o tip mekanlara bağımlılık geliştirmemeli. Tabi ki kitap almak, sinemaya gitmek için o mekanları kontrollü bir şekilde kullanabilirler. O mekanlar olmadan yaşayamadıkları için gidiyor ve spor yapmaya, sanata, kitap okumaya, hatta eğitim almaya bile tercih ediyorlarsa, sadece kendilerini iyi hissettikleri için oralara koşuyorlarsa işimiz var demektir. Nur topu gibi başka bir bağımlılık türüyle karşı karşıyayız.
Nesiller arası farklardan bahsediyoruz ya, idare eden, doyumunu erteleyen bir nesilden; deliler gibi alışveriş yapmaya çalışan, trendleri takip etmezse kendini insanmış gibi hissedemeyen, nereye çekilse gidebilen, alışveriş merkezlerinden uzak kalınca sudan çıkmış balığa dönen, büyük firmaların onlara biçtiği hayatı yaşamak için toplumumuzun çekirdeğinde bulunan bütün değerlerimizi elinin tersiyle iten nesiller mi yetiştiriyoruz? Zaten teknolojiyle çocuklarımızı bilmeden bilenler haline getirdik, bir de alışveriş zombisi mi olsunlar?
Sevgiler, saygılar…
Yorumlar
Kalan Karakter: