İnsanları öyle başıboş savrulurken gördüğümde içim cız ediyor. Bir amaca tutunamamış, bir ideale sahip olamamış, sadece yer yüzünde boşluk doldurarak yaşayıp giden canım insanlar…En çok onlar suistimal ediliyor bu hayatta; çünkü kaybolmuşlar, onları nereye isterseniz sürükleyip götürebilirsiniz. Ellerine gidecekleri yerin adresini alamadıklarından “Senin gitmen gereken menzil burası.” diyerek onları avlayanlar tarafından esir alınıyorlar ve başkalarının hayallerinin harcı olarak kullanılıyorlar.
Yaşamlarının temel direklerini çakacakları gençlik yıllarını da aynı bomboşlukla geçirmişler, kaderi sel bastığında ilk bunlar akıntıya kapılıyorlar. Zayiatları oldukça büyük: Bir ömrü heba ediyorlar. Uğruna kendilerini feda ettiklerinden fayda görmeyi bırakın en çok onlar tarafından küçümseniyorlar. İnsanımızın hikayelerine dikkat kesilince ne kadar çok olduklarını görüyorsunuz. Bu kadar büyük bir kitlenin ziyan olması toplumumuzda da dengelerin pek yerinde olmadığını gösteriyor. Sosyal varlığımız, ilerlememiz ve bütünlüğümüz için büyük bir tehlike. Çünkü üretim ve gelişme; idealleri, hayalleri olanların işi. Kültür ve medeniyet adına dünyada var olmuş her şey önce insan zihninde belirmedi mi? Neden büyük işler başarma niyetinde olan, bir konuda eğitim almak için can atan, bir yeteneğe sahip olabilmek için yırtınan insanlarımızın önüne set çekiyoruz? Bu da ayrı bir muamma.
Mesleğim bana az da olsa bu gruptan insanları silkeleyip kendine getirme şansı tanıdı; ama ne yazık ki herkesi uyandıramıyorsunuz. İnsanlar genelde en yakınları tarafından sömürüldükleri için siz bir şeyleri göstermeye çalışsanız da zincirlerini kıramıyorlar. Özgürce hedef belirlemelerine anneleri, babaları, kardeşleri, eşleri ve hatta çocukları engel olabiliyor. Herkesle savaşırsınız da sevdiklerinizle, onları incitmeden yaşam mücadelesi vermek zordur.
Mesela, bir hafta önce kütüphanede kitap seçerken dünya güzeli bir ablamızla tanıştım. “İsmimi kullanabilirsin.” dediğinden adının Nuray olduğunu söyleyebilirim rahatlıkla. Varlıklı bir ailenin kızı olarak büyütülmüş. Tüm bu varlığa rağmen okuyamamış; çünkü annesi ve babası önüne set çekmişler. İki kez üniversiteyi kazanmış. İlk girdiğinde kazandığı Eskişehir Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’ni uzaklığını bahane ederek göndermemişler. İkinci kez de ODTÜ Psikoloji bölümünü kazanmış. Bu sefer açık açık niyetlerini belli etmişler, onun rahat etmesini istedikleri için ondan iyi bir evlilikten başka bir beklentilerinin olmadığını söylemişler. Duvar olmuşlar, önüne geçmişler; o da onları kıramamış ve kaderine razı olmuş. Eşiyle huzurlularmış; ama istediği eğitimi almış olsa nerelerde olabileceğini düşünmek onu içten içe her zaman kemiriyormuş. Buna içerlediği için de bir sürü hastalık sahibi olmuş.
Ne çocukları ne torunları onun derdine deva olamamışlar. Eline ne geçse okuyor, dil öğrenmeye çalışıyormuş hala. Kendisi engellendiği için çocuklarını seçtikleri yolda her şekilde desteklemiş. Kuaför olmak isteyene de Tarih profesörü olmak isteyene “Tamam.” deyip onların rüzgârı olmuş. Anlatırken “Yeter ki herkes istediği yola çıksın.” diye tatlı tatlı tebessüm ediyor. Ailesine de kızmıyor, “Sadece bana bildikleri ve güvenli olduğunu düşündükleri hayatı yaşatmak istediler. Benim onlardan farklı bir hayatım olmasından korktular.” diye kendisini teselli etmeye çalışıyor. En son söylediği biraz da özeleştiriydi: “Herkes yolunu seçme ve onda ısrarlı olma cesareti gösterebilmeli.” Konuyu böylelikle özetlemiş oldu. Bu olmadığında insanlar ulaşabilecekleri seviyenin oldukça altında bir hayata mahkûm oluyorlar ve içlerindeki o ateş hiç sönmediği için de ruhları küle dönüyor.
Omuzları düşük, gözleri sönmüş insanların hikayelerini dinleyince çoğunun altından vazgeçilmiş hayaller çıkıyor. Ve başarmış insanlara baktığımızda en büyük mücadeleyi en yakınlarına karşı verdiklerini görüyoruz. Bu gücü içimizde bulabilmenin tek yolu da ideallerimizle, hayallerimizle senkronize olabilme ve gitmek istediğimiz noktaya layık olduğumuza ilk önce kendimizi inandırabilme.
Çocuklarımızı da hayallerine ve ideallerine kanat çırpabilecek cesarette yetiştirebilmeliyiz. Onlar için hiçbir şey yapamıyorsak da bırakalım cesaretle yola çıksınlar, onlara engel olmayalım. Zaman zaman onlar için en iyisini düşündüğümüzü sansak da bazen egolarımıza yenilip bizlere emanet edilen yavrularımızın kanatlarını istemeden kopartabiliyoruz. Gitmek istedikleri yerin kimseye bir zararı yoksa bırakalım özgürce uçsunlar. Bu sadece onlar için değil ait olduğumuz toplum için de büyük bir gereksinim.
Sevgiler, saygılar…
BİR HAYALE OMUZ VERMEK
Yayınlanma :
21.11.2024 08:27
Güncelleme
: 21.11.2024 08:27
Yorum Yazma Kuralları
Lütfen yorum yaparken veya bir yorumu yanıtlarken aşağıda yer alan yorum yazma kurallarına dikkat ediniz.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı, suç veya suçluyu övme amaçlı yorumlar yapmayınız.
Küfür, argo, hakaret içerikli, nefret uyandıracak veya nefreti körükleyecek yorumlar yapmayınız.
Irkçı, cinsiyetçi, kişilik haklarını zedeleyen, taciz amaçlı veya saldırgan ifadeler kullanmayınız.
Türkçe imla kurallarına ve noktalama işaretlerine uygun cümleler kurmaya özen gösteriniz.
Yorumunuzu tamamı büyük harflerden oluşacak şekilde yazmayınız.
Gizli veya açık biçimde reklam, tanıtım amaçlı yorumlar yapmayınız.
Kendinizin veya bir başkasının kişisel bilgilerini paylaşmayınız.
Yorumlarınızın hukuki sorumluluğunu üstlendiğinizi, talep edilmesi halinde bilgilerinizin yetkili makamlarla paylaşılacağını unutmayınız.
Yorumlar
Kalan Karakter: