Makinemsi bir gürültü sardı etrafımızı. Bana sanki biz makineleri değil de onlar bizi yönetiyormuş gibi geliyor. Dört yıl önce başıma gelen bir şeyi anlatmak istiyorum. Bir gece çok tuhaf ve mekanik bir sesle uyandım. (Ancak bilimkurgu filmlerinde duyabileceğiniz türden bir ses.) Daha önce duyduğum hiçbir şeye benzemiyor. Gaipten sesler mi acaba diyor insan ilk anki o şaşkınlıkla. O saatte hayal gücümün de yardımıyla uzaylıların ziyaret ettiğini bile düşündüm. Bir şeyle ilişkilendiremeyince de sabahı bekledim. Sabah karşılaştığım herkese sormaya başladım, bir komşumuz söyledi meğer apartmanda birinin üç boyutlu yazıcısı varmış. Sabunluk, çocuğuna oyuncak, anahtarlık, arabasının yedek parçası derken her şeyi basabiliyormuş. Hakkını yemeyelim, bazı parçalar da eş dostun bulamadığı araç parçaları olabiliyormuş. Tabi bu işlem biraz uzun sürüyormuş, bizim affımıza sığınıyormuş. Bu tuhaf ve insanın sinir sistemini felç eden gürültüyü en azından geceleri çekemeyeceğimiz için konu komşu toplanıp gece ondan sonra kullanmamasını rica ettik. Adam bir süre sonra tekrar geceleri cızırdamaya başladı. Zaten tayinim çıkacağı için eşimle ben bir iki hafta dişimizi sıktık; ama komşularımız epey bir katlanmışlar aldığımız habere göre.
Şimdilerde birileri çıkıp teknolojiyle ilgili bir iddia ortaya attığında ağzı “komplo teorisi” diye kapatılmaya çalışınca hep bu olay aklıma geliyor. Son teknolojiyle ancak böyle yaygınlaştıktan sonra karşılaşıyoruz. Ya karşılaşmadıklarımız ne olacak? Tüm zamanımızı onlarla geçirdiğimiz için toz kondurmuyoruz. Attığımız her adımda yanımızdalar malum. Birbirini besleyen bir kısır döngü halini aldı vaziyet. Yetki ve görev veriyoruz, görev verdikçe daha çok bağımlı oluyoruz. Bağımlı oldukça da verdiğimiz yetki ve görevler artıyor. Aymazlığımızın hala farkında değiliz. Bu aymazlık bizi kuşatmış durumda. Yine yaşadığım bir şeyi örnek vermek istiyorum: Bir yolcumuz var, onu karşılamaya terminale gittik. Bir televizyon kanalında ciddi tartışma programı diye lanse edilen garip bir şey izliyor insanlar otobüs beklerken. Sosyal medyadaki ününe dayanılarak programa çağrılmış, uzman olmayan sıradan biri büyük bir gevşeklikle anlatıyor: “Yapay zekadan korkacak bir şey yok. Bağımsız olabilecek kadar zeki değil.” Sonra bakıyorum, adamcağız pek bir şey bilmiyor aslında, çıkartmışlar o programa, İngilizce derslerimizdeki gibi “Fill in the blanks” (Boşlukları doldur.) tarzı peş peşe sıralıyor ezberindekileri.
Gözlerimizi kaçırdık, yokmuş gibi farz ettik yeryüzünde böyle bir adam. Çünkü artık onlardan binlercesiyle sarılı durumdayız. İnsanlar neler neler saçmalıyor belli dijital platformlarda, bayağı da pirim yapıyorlar. Bir süre sonra televizyon kanallarında da danışılan kişi olarak zatı muhteremleri görebiliyoruz. Ben en çok da hiçbir eğitim almadıkları halde kendilerini bir şey ilan edenlere takık vaziyetteyim. Bir de ne güzel anlatıyorlar şurada eğitim aldım, burada bunu yaptım diye. Yakında sosyal platformlardan mezun olmak diye bir eğitim şekli çıkarsa karşımıza şaşırmayalım. Fazlalaştıkça öyle normalleşti ki hayattan daha büyük gerçeklik olarak algılanmaya başladı özellikle gençlerimiz ve çocuklarımız tarafından. Burada adını açıkça yazmaya dilim varmıyor, kendini “kutsal bir şey” ilan edip çocukları evinde alıkoyanı da gördükten sonra bunların bitmeyeceğine kanaat getirdim. Sadece birkaçı kadraja takılıp ceza alıyor, diğerleri ortalarda bangır bangır işlerine devam ediyor. Herkesi komplo teorisyeni ilan edenler bu şarlatanların karşısında neden sus pus oturuyor? Biz sustukça daha bir kökleştiler, daha bir prim yapıyorlar. Bakıyoruz özenen çocuklarımız da çıkıp her yerde onlar gibi olmak istediklerini büyük bir gururla anlatıyor, bu tip insanların videolarının altına “Aslansın, kaplansın, sana hayranız.” türünden beğeni yorumları döşüyorlar. Sanırsın bir bilim insanı yahut sanatçı kimliğinden bahsediyorlar ardından gittiklerinin. Neler neler var, anlatmaya kalksak ciltler dolusu kitap. Makyaj videolarıyla başlayan bu güruh kollarını başka alanlara da uzatarak bir hayli çeşitlendi. İsteyen istediğini yapsın, paylaşsın da kardeşim neden hep uçta, marjinal hayatlar havalarda uçuşuyor? Kimsenin ekmeğinde de gözümüz yok. Ama bunun bir sınırı olması gerekmiyor mu? Cayır cayır yayımlanan bunca videonun sıkıca denetlenmiyor olması bir tek bize mi tuhaf geliyor?
Hadi esneklik tanıdık, peki kötü varlıkların Latince isimleriyle ortaya çıkarak kazandığı paralarla övünen, tüm gençliği de bu yola davet edenlere ne diyeceğiz? Tuzakları aynı; onlar gibi olurlarsa her yanlarından fışkıran aşırı lüks hayatı elde edebileceklerini söylüyorlar çocuklarımıza. Onları lüks araçlarının içinde gören gençlerimizi bileğinin hakkıyla çalışmaya, onurlu bir hayat sürdürmeye nasıl ikna edeceğiz? Kirli bir okyanus halini alan bu video ve onların kahramanlarının çok sıkı şekilde denetlenip sapkınlığa varanlarının yayından bir an önce kaldırılması gerekiyor. Bu saçmalıklara dur demezsek binlerce çocuğumuz katledilirken, binlercesi de katleden durumunda olur.
Sevgiler, saygılar…
DENETİM ŞART
Yayınlanma :
19.12.2024 08:23
Güncelleme
: 18.12.2024 15:23
Yorum Yazma Kuralları
Lütfen yorum yaparken veya bir yorumu yanıtlarken aşağıda yer alan yorum yazma kurallarına dikkat ediniz.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı, suç veya suçluyu övme amaçlı yorumlar yapmayınız.
Küfür, argo, hakaret içerikli, nefret uyandıracak veya nefreti körükleyecek yorumlar yapmayınız.
Irkçı, cinsiyetçi, kişilik haklarını zedeleyen, taciz amaçlı veya saldırgan ifadeler kullanmayınız.
Türkçe imla kurallarına ve noktalama işaretlerine uygun cümleler kurmaya özen gösteriniz.
Yorumunuzu tamamı büyük harflerden oluşacak şekilde yazmayınız.
Gizli veya açık biçimde reklam, tanıtım amaçlı yorumlar yapmayınız.
Kendinizin veya bir başkasının kişisel bilgilerini paylaşmayınız.
Yorumlarınızın hukuki sorumluluğunu üstlendiğinizi, talep edilmesi halinde bilgilerinizin yetkili makamlarla paylaşılacağını unutmayınız.
Yorumlar
Kalan Karakter: