Her şey başta saf düşüncedir, tohumdur; sonra yeşerir ve ne vücuda getirmek istiyorsanız yavaş yavaş gerçek dünyaya ışınlarsınız. Düşünce haline geldi mi her türlü imkansız imkanlıdır. Yani yeter ki tasarlayın, sistematik olarak belirginleştirin. Bugün beşer olarak yaşadığımız dünyada etrafımızı saran her şey önce insan zihninde var olmuştur, gizemi henüz çözülememiş beynimizin ve onun bir uzantısı olan düşüncemizin bize hediyesidir.
Televizyonun, sosyal ağların, gündemin, birilerinin avaz avaz bağırdıklarının arasında kaçırdığımız önemli bir noktadır: Büyük işler başarmanın şartı büyük fikirlere sahip olmaktır. Koşulların ve bize parmak sallayanların çizdiği dairenin dışına çıkmadan da bu fikirleri hayata geçirmemiz pek mümkün olmaz. Sıradan hayatlar katilidir muhteşem fikirlerin; rutin insanı sıkıntıdan öldürmese de büyük fikirleri öldürür, onların parlamasına izin vermez. Diyelim ezkaza bir fikir ışıdı ademoğlunun birinin alnında; sahibine dünyayı dar ederler “Eski haline dön.” diye. Dönmezse de bir araya gelir ve onu rutinin sınırına kadar sürüyerek götürürler. O yüzden çoğumuz zihnimizde öyle büyük düşünceler taşıyamayız, taşısak anlatamayız, anlatsak da içimizde onu sahaya çıkaracak gücü bulamayız. İlk adımı attığımız anda fikrimizi saçmalardan seçmeler listesine alır, sonrasında güzelce cesaretimizi budarlar. “Sen mi yapacaksın?”la başlayıp bunun daha önce denendiğini ve kimsenin başaramadığını sizin de başaramayacağınızı söylerler, sizi bundan vazgeçirmeye çalışırlar. Vazgeçmeniz bile yeterli olmaz, sıkı sıkı tembih ederler, gerekirse tehditler savururlar ki tekrar öyle bir şeye yeltenmeyin. Yol ayrımına gelirsiniz, ya onların size gösterdiği sıradan düşüncelerle dolu dünyada bağrınıza taş basarak ilerlersiniz; ya da tüm dünyayı karşınıza alıp kendi düşüncelerinizi hayata geçirirsiniz. Gözümüzü öyle bir korkuturlar ki vazgeçeriz, belki de dünyanın daha güzel bir yer olmasını sağlayacak bir fikri belleğimizin tozlu raflarına kaldırırız.
Ne olursa olsun hiçbir fikrimizden, buluşumuzdan, idealimizden, hayalimizden vazgeçmememiz gerektiğini yaklaşık yirmi yıl önce Doğu’ya yaptığım ziyaretlerden birinde iki kocaman dağı birbirine ulayan dev bir viyadüğü görünce anladım. İki dağı birbirine bağlayan o parlak fikrin birinin zihninde çaktığı anı hayal etmek bile yetiyor fikirlerin her şey demek olduğunu anlamaya. Ama her fikir, her zihinsel üretim bunun kadar şanslı olamayabiliyor. Parladığı anda sönen veya söndürülen, bunun için de hizmete koşamayan milyonlarcası vardır ve fikirleri parlamadan onu içine gömen nice insan bizlerle aynı havayı soluyordur. O yüzden elimden geldiğince, çok saçma da görünse insanların sıra dışı fikirlerini, tasarılarını, amaçlarını, hayallerini, ideallerini dinlemeye bayılırım. Onun için de öğrencilerimin serbestçe fikirlerini yazabilmeleri için çalışmalar yaptırmıştım. Hepsini olmasa da ilginç olanları dosyalayıp sakladım. Zaman zaman da açar karıştırırım bunları. Geçenlerde göreve ilk başladığımda yaptığım böyle bir çalışmayla karşılaştım. Şimdilerde beyin fırtınası diyorlar, biz “Sorun Çözmek Eğlencelidir” diye başlık atmışız, altına da sorunu yazmışız: “Kötü alışkanlıklara sahip olan gençlerin sayısı her geçen gün artmaktadır. Azaltmak için neler yapılabilir?” Çocuğumuz henüz yedinci sınıf öğrencisi ve gençlerin kötü alışkanlıklar edinmesinin önüne geçilmesi için bulduğu çözüm, kentin belli yerlerine olimpik havuzlar açılması. Anadolu’nun şirin ve küçük bir kentinde o dönemler bu hayal bile edilemezdi; ama o etmişti, böyle bir fikri vardı. Araştırdım, şu an o kentte bir olimpik ve birkaç tane de yarı olimpik havuz varmış. Bizim bu çalışmayı yaptığımızda yıl doksan yediydi, farkında olmasa da çocuğumuz kendisinden yirmi yedi yıl sonrasını zihninde taşıyordu.
Kim bilir bunun gibi zamanının çok ötesinde ne fikirler kendilerine yaşama alanı bulamadan yok olup gidiyor. Şurası su götürmez bir gerçek ki çözümsüzlüğe sıkışmış dünyada en çok ihtiyacımız olan şey yeni yeni fikirler. Günümüzdeki bunca saçmalık ve kargaşanın nedeni de sorunlara başka açılardan bakanların ortaya atacağı fikirlerin önünün tıkanması. Üstelik kopyala yapıştır yöntemini maalesef sorun çözmekte de kullanıyoruz. Bambaşka sorunları hep aynı şekilde çözmeye çalışınca bütün ipler birbirine dolaşıyor, bırakın sorunların çözülmesini, yeni yeni sorunlar ortaya çıkıyor. Delilikten farklı olmayan bu davranış biçimiyle toplumun tüm katmanlarını kangren ediyoruz. Bir yandan da onca çabasına rağmen bize sesini duyuramayan gençlerin fikirlerinin kafasını uçuruyoruz. Her yeni fikri kabul etmek zorunda değiliz; ama her yeni fikri dinleyip üzerinde düşünmek zorundayız, hele de gencecik bir zihinden süzülüp bize geliyorsa.
Sevgiler, saygılar…
Yorumlar
Kalan Karakter: