Bundan on yıl kadar önce dünyanın var olan tüm sorunlarına (şayet istenirse) çok kısa bir süre içinde çözüm bulunabileceğini yazmıştım. Yine aynı fikirdeyim. Hatta tüm savaşlar, açlık, doğal felaketler, ekonomik çöküşler en fazla birkaç yıl içinde sistematik bir biçimde bertaraf edilebilir, diye düşünüyorum. Sanıldığı kadar köklü değişiklikler yapılıp taklalar atılmasına gerek yok. Tek bir adım: Bu sorunlardan kazanç elde edenleri ekarte etmek yeterli. Bakın bakalım o zaman bu korkunç felaketlerden etkilenen kitleler nasıl bir araya gelip dertlerine derman buluyorlar. Acı çekenlerin çığlıklarını para şıkırtısı olarak gören uyanık azınlık aynı yaraya sahip insanların bir araya gelmesini de engelliyor.
Bizim hayatımızın dışında; ama bizim hayatımıza tamamen hâkim birilerinin var olduğunu ilk kez lisede okurken kavramıştım, gözbebeğim olan coğrafya dersinde. Sevgili öğretmenimiz bize sürekli haritalar çizdirirdi ezbere. Hangi ülke hangi kıtada, hangi ülkenin başkenti neresi bilelim isterdi ve sorardı da sınavlarda. Bir gün öğretmenimiz “Bazı ülkelerin sınırları sanki cetvelle çizilmişçesine çok muntazam, sizce neden?” diye sormuştu. Daha sonra da o ülkelerin (özellikle Afrika ülkelerinin) sömürgeci ülkeler tarafından nasıl pasta böler gibi paylaşıldığını anlatmıştı. Günlerce düşündüm bunu, anladım ki bu dünyada birileri birilerini hükmü altına almak için her şeyi yapıyor.
Dünyayı ellerindeki cetvellerle masa başında bu şekilde bölebilen zihniyetin devamı olanlardan, savaşlarda çocukların ölmesini umursaması beklenebilir mi? Çocuklara acımayan geleceğe bırakacağımız miras olan doğamıza acır mı? Yaşadığımız çevreyi de gırtlağına basarak çöplüğe çevirmezler mi? Sular kirlendi, atmosfer delik deşik edildi. Suçlusu işinde gücünde olan sıradan insanlar mı? Dünyayı plastik ve poşet çöplüğüne çevirmekle suçlanıyoruz. Ürettikleri plastiğe bizi mahkûm eden kim? İsteseler plastik yerine başka bir madde koyarak dünyayı daha yaşanır bir yer haline getiremezler mi? Neyi, nasıl üreteceklerini bize mi soruyorlar? Tek bir dertleri var, daha çok üretmek, daha çok kazanmak, kazanmak, kazanmak…Örneğin ilk üretilen ampul yüz yıldır ışıl ışıl çalışıyor. Siz marketlerde bunca yıl dayanabilen bir ampulün satıldığını gördünüz mü? Ya elektrikli cihazları üretenlere ne demeli? Bir beyaz eşya alıyorsun, garantisinde kullanım süresi diye bir şey var. On bilemediniz on beş yıl ömür biçiyorlar sattıkları ürüne. Şayet çevre kirliliği cidden umursanıyor olsaydı on yıl sonunda atılan bir cihaz üretilip teknolojik çöplükler yaratılır mıydı? Aynı şey dijital cihazlar için de geçerli değil mi? Çevre kirliliği sorunu, üretimi asıl elinde tutanlar tarafından bu kadar ciddiye alınmıyorsa ya bu iddialar mesnetsiz yahut bizlerin zaten kısıtlı olan hayatımızı daha da kısıtlamak için bizzat onlar tarafından uydurulmuş bir bahane.
Doğal kaynakların katledilmesi deyip duruyoruz. Fabrikaları canım su kaynaklarının kıyıcığına yerleştiren ve oradan tüm zehri insanların bardaklarına kadar boşaltanlar kim? Tüm derdi ailesini geçindirmek olanlar mı? Büyük şehirlerin hava kirliliğinden şikâyet ediyoruz. Sanayiyi oralara kaydıranlar kim? İnsanlar ekmek parası kazanmak için devasa şehirlerde yaşamak zorunda kalıp astronomik kiralar altında ezilmeye bayılıyorlar mı? Büyük metropollerdeki yaşam koşulları buhar gücünün ortaya çıktığı ilk dönemlerdeki üst üste gettolar gibi. Küçücük mekanlara sığdırılmaya çalışılan devasa bir kalabalık, yetersiz ulaşım ve esnek çalışma koşulları diye yutturulan zincirsiz kölelik; taşı toprağı altın dediğimiz büyük şehirlerimizin sokaklarında kol geziyor. Bu şekilde yaşayan insanlara yoksunluklarını hissettirmemek için pazarladıkları yiyeceklere bakın. İki hamur arası ne olduğu belli olmayan bir tutam et veya türevleri. Bu kötü besin maddeleri öyle havalı reklamlarla tanıtılıyor ki sanırsın zengin sofrasının bir numaralı yiyecekleri. Oysa gidip bir bakmak lazım cetvelleriyle o haritaları bölenlerin torunları neler tüketiyor diye.
Toplum bilinçlendikçe gerçek sorunlar insanların gözlerinin önünden çekilemez. İfşa olunup konuşulmaya başlayan tüm sorunlar da kısa süre içinde çözülür. O bahsi geçen insanların her zaman kazanıyor gibi görünmesinin sebebi de bizlerin sorun tespiti yapamaması. Sorunları gözümüzde büyütüp iyice şişiriyoruz. Onlar da bunu istiyorlar; çünkü bir sorunu gözünüzde ne kadar büyütürseniz ilk adımı atmak da o kadar zor olur. İlk ve en önemli hamle ise ifşa, gerisi çorap söküğü gibi gelir, emin olun. Çünkü ne kadar büyük ve güçlü bir kitle olduğumuzu bir tek biz bilmiyoruz, onlar bizi karşılarına almaya cesaret edemezler.
Sevgiler, saygılar…
Yorumlar
Kalan Karakter: