Şu an çocuk ya da genç olsaydım geçmişte edindiğim kazanımlardan hiçbirine sahip olamayacaktım. Bunu ifade ederken de çok mutlu olamıyorum, kendim için sevinemiyorum. Bizden sonrakileri düşününce insan ister istemez büyük bir yeise kapılıyor. Sanıyorum birazcık da sorumluluk hissediyorum yeni nesle karşı. Hepsini böyle derbeder, ellerinde cep telefonu, kendilerinden bihaber gördükçe afakanlar basıyor. En çok da zamanın ne kadar değerli olduğunu anlatamadığım için kederleniyorum. Bir daha yerine koyamayacakları tek şeyin boşa geçirdikleri sağlıklı anlar olduğunu fark etmelerini sağlayamadığımız için bizim jenerasyonumuz ve bizden öncekiler son derece suçluyuz. Bunu bildiğim için çocuklarımıza sitemler etsem de canı gönülden kızmaya ve öfkelenmeye içim el vermiyor. Bizler onları silahsız bıraktık. Evde başka bir dünya, dışarıda bambaşka bir dünya ikileminde kaldılar.
Geleceğin bilinmeyen topraklarına onları sürerken ceplerine para koyuyoruz diye üzerimize düşen görevi yerine getirdiğimizi farz ettik. Onlarla aramızda her türlü uçurumu yarattık. Sadece teknoloji anlamında değil sosyal yaşamın içinde de birçok şeye biganeyiz. Onlarla aynı atmosferi paylaşan birbirinden başka varlıklar haline geldik. Ne onların konuştuğu dili anlayabiliyoruz ne de kendimizi onlara anlatabiliyoruz. Hal böyleyken bize sığınmaları pek mümkün görünmüyor. Elbette kendilerine başka kapılar arayacaklar: Sanal alemler, kötü alışkanlıklar, yanlış arkadaşlıklar, onları uçurumun dibine çekecek ortamlar…Onları buralardan çekip alabilmek için tek gücümüz aitlik hissi; ama ne yazık ki aileleri olarak bu duyguyu onlara veremiyoruz. Çünkü onların bizzat her gün burun buruna oldukları gerçeklikle bizim gerçekliğimiz arasında uçurumlar var. Birçok aile ne yazık ki şu anki dünyaya ve gelişmelere entegre olamamış durumda. Çocuklarımızın çekildiği dijital ortamla ilgili çok az şey biliyoruz.
Cehaletimiz yüzünden çoğumuzun çocuğu kontrol alanından çıktı. Odalarında hangi dünyalara kapı araladıklarını bilmiyoruz. İkincil, üçüncül hayatları var ve biz onların gömüldükleri bu alemlerde kimlerle, ne için temas halinde olduklarını bilmiyoruz. İstesek de öğrenemeyiz zaten, çoğumuz yeterince bilgi sahibi olmadığı için peşlerine takılıp takip edemiyoruz onları. Onlar kadar donanımlı olmamız elbette mümkün değil; ama bir şeyler öğrenme zorunluluğumuz ve sorumluluğumuz var.
“Nereden öğreneceğiz? Okulu mu var bunun?” dediğinizi duyar gibiyim. Elbette var. Üstelik de herkesin ücretsiz ulaşabileceği bir okul. Elimizdeki cep telefonlarını her daim kaydırmak için kullanacağımıza bir şeyler öğrenmek için kullanabiliriz. Tabletiniz varsa tablet, bilgisayarınız varsa bilgisayar…Hemen her tip kurs da ücretsiz üstelik. Her konuda, her alanda… Kodlamadan tutun, yabancı dile, tasarıma, radyoculuğa kadar… En son baktığımda kurs sayısı yüz on altıydı. Ben aktif olarak kullanıyorum. (Özellikle de yabancı dil öğrenimi için.) E-devletten kimlik numaranızla girip kayıt yaptırıyorsunuz, hepsi bu. HEMBA (Halk Eğitimi Merkezleri Bilişim Ağı)’dan söz ediyorum. Dijital dünya, kodlama ve yapay zekayla ilgili olanlar ileride çok işimize yarayacak.
Aşikâr oldu ki ileri teknoloji ve yapay zeka başımıza büyük bela olacak. Çünkü bunları ellerinde tutan insanlar servetlerine servet katmayı çok seviyorlar. Kısa bir süre içinde bunu daha yaygın hale getirebilmek için de hepimizin üzerinde kontrol sahibi olmak isteyecekler. Yakından tanımadığınız bir şeyi alt edemezsiniz. Sanal dünya söz konusu olduğundan beri ülke sınırı diye bir şey de kalmadı. Çocuklarımızı tamamen onlara kaptırmak istemiyorsak bizler de bir şeyler bilmek zorundayız. Bizim ayaklarımız beş duyumuzla kavrayabileceğimiz sapasağlam bir dünyaya bastı; oysa onlar hiçbir şekilde var olmayan bir dünyanın içindeler. Düşünün, biz mektuplar yazıyor, fotoğraflar çekip albümler yapıyorduk. Onlar ise her şeyi sanala yükleyerek var oluyorlar. Fotoğraflar, videolar, kısaltılmış sözcüklerle yazılmış ve ertesi gün silinen mesajlarla kendilerini yapılandırıyorlar. Hepsi bir anda puf diye ortadan kaybolacak şeylerle anı biriktirmeye çalışıyorlar.
Bunlar yetmezmiş gibi tuzak daha büyüdü, sanal gerçeklik gözlüklerinin reklamları yapılıp cayır cayır satılmaya başlandı. Önce filmlerde gördük, sonra yapıştırıverdiler alnımıza. Tam da aitlik hissi oluşmamış çocuklarımıza göre bir uğraş. Bizim gibi sıkıcı ve dillerinden anlamadıkları insanlarla yaşayacaklarına Metaverse vatandaşı olmayı tercih edecekler elbette. Gözlüklerini takıp arkadaş ortamlarına akabildiklerine göre bunun gelmesi de yakındır. Aman diyelim, henüz zamanımız varken düşmanı tanımak zorundayız. Çünkü artık hepimiz biliyoruz ki amaç insanlığı kafeslemek. İşe çocuklarımızdan başlayacaklarına eminiz.
Sevgiler, saygılar…
Yorumlar
Kalan Karakter: