Son günlerde gündem öyle korkunç bir hal aldı ki, herkesin birbirine sorduğu sorular: “Bu noktadan sonra işler acaba nasıl düzelir?” veya “İşler düzelecek mi?” Çünkü hepimizin yavruları var, çünkü hepimiz yavrularımıza güzel bir gelecek bırakmak istiyoruz. Peki işler ne zaman düzelmeye başlar?
Durumumuzun ne kadar vahim olduğunu görmeye başlayınca yani “Acilen çözülmesi gereken sorunlarımız var.” dediğimiz anda başlarız taşları yerlerine oturtmaya. Gözlerimizi ne kadar acı olursa olsun tüm gerçekleri görmek için iyice açtığımızda başlar süreç. Kendi safımızda da olsa acılara sebep olanlara “Dur!” dediğimizde başlar.
İnsan olarak yaratılmış olmanın bir sorumluluk taşıdığının bilincine vardığımızda ve bu sorumluluk gereği zaman zaman bizlere biçilmiş görevlerin daha fazlası için “Benim üstüme vazife değil.” demeden alın teri döktüğümüzde başlar.
Biri bir fikir ortaya attığında “Acaba mı?” diye sorgulama cesareti gösterebildiğimizde başlar. Çekincesiz; ama saygısızlığa düşmeden kendi fikrimizi açıkça beyan edebildiğimizde…
Cebimizdeki fazladan üç beş kuruşu gerçekten ihtiyacı olduğunu bildiğimiz birine karşılıksız ve tereddütsüz verdiğimizde… Komşumuz açken tok uyumadığımızda…Adaletsizliğe uğradığını bildiklerimize kendi çıkarlarımızı düşünmeden tüm ruhumuzu siper ettiğimizde…
Bir onur taşıdığımızın, başkalarına zarar vermediğimiz sürece onu çiğnetmemek zorunda olduğumuzun farkına vardığımızda…Bir gün önceki bizi bir kenara koyup bir sonraki günde daha donanımlı ve daha güçlü bir ben ortaya çıkartmak için var gücümüzle çalıştığımızda…
Her sabah uyandığımızda talihe lanetler okuyacağımıza akıp giden hayata bakıp “Bugün bu dünyada kötü giden neyi değiştirip bir nebze olsun iyileştirebilirim?” diyerek merhamete ve yardıma ihtiyacı olan en azından bir kişinin hayatında bir fark yaratmayı başardığımızda…
Çok kötü bir geleceğin bizi beklediği zannına kapılsak da içimizdeki umut ışığını hep canlı tuttuğumuzda…
Çocuklarımızın ve gençlerimizin en aziz varlıklarımız olduğunu bilip her birini kendi evlatlarımız gibi bağrımıza bastığımızda ve atalarımızdan miras aldıklarımızı tekrar aynı güzellikte onlara miras bırakmak için çabalamaya başladığımızda…
Bir şeyler öğrenmek, hayatını değiştirmek, kendini var etmek için çırpınanların, defalarca düşüp yeniden ayağa kalkmak için mücadele edenlerin ellerinden tuttuğumuzda…
Kültürümüzün, sanatımızın, tarihimizin ne kadar eşsiz ve biricik olduğunu görerek onlarsız bir gün geçirmediğimizde…
Başımıza ne gelirse gelsin özgüvenimizi koruduğumuzda… Aydınlığa gidecek yolda cesaretle ilk adımı atacak gücü kalbimizde taşıdığımızı her daim hissettikçe…
Değerli ile değersizi, önemli ile önemsizi, gerçekle yalanı tam anlamıyla birbirinden ayırdığımızda ve üzerine düşünmekte imtina etmediğimizde…
Bizi korkutan ne varsa “Hadi oradan!” diyebildiğimizde; ezilenin ve haksızlığa uğrayanın yanında dimdik ayakta durduğumuzda durum ne kadar kötü görünürse görünsün her şey düzelmeye başlayacak. Hani yemek programlarında bir yöntem vardır, sürenin kısalığı nedeniyle aşçı malzemenin daha önce hazırlanmışını kullanır. İşte bizde daha önce hazırlanmışı, yaşanmışı var. Güzel bir bayrağın altında, bu güzel topraklarda umutla yaşadık. Hiçbir zorluğun, karanlığın bize galip gelmesine tarihin hiçbir döneminde izin vermedik, veremeyiz. İşler her zaman düzeldi, düzelir.
Sevgiler, saygılar…
Yorumlar
Kalan Karakter: